Beyaz Mantolu Adam, Oğuz Atay

Türk Edebiyatı

Beyaz Mantolu Adam

Oğuz Atay deyince Tutunamayanlar romanı gelir aklımıza, yapışmıştır sanki bu kavram yazara. Kalabalık içinde yalnız, toplumla uyumsuz, var olduğu topluma yabancılaşmış, var olan düzene başkaldıran, kurmaca düzenin bir parçası olmayı ret eden bilinçli karakterlerdir tutunamayanları oluşturan. Çevrelerinde olup bitenin son derece farkındadırlar, duyarlıdırlar her ayrıntıya. Tek sorunları var olan düzeni ahlaki bulmamaları, kendi istemleri doğrultusunda “dışlanmışlığı” seçmeleridir. Bu bağlam da Oğuz Atay’ın varoluşçu bir kaygıyla yazdığını söylemek yanlış olmaz, Beyaz Mantolu Adam öyküsünde de aynı tını hissedilir.

“Korkuyu beklerken tehlikeli oyunlara bile tutunamayan, gene de oyunlarla yaşayan, geleceği elinden alınmış beyaz mantolu bir adam: Dipten sarsılmış, kırgın, hatta umutsuz biri: Günü geldiğinde yazdıklarının anlamına bile yetişemeyen Oğuz Atay.” Enis Batur

Beyaz Mantolu Adam

“Su, bileklerini geçince mantosunun eteklerini topladı. Kalabalıktan kurtulmuş olan görevli, elbisesiyle daha ileri gidemedi. Mantonun etekleri önce suyun üstünde açıldı sonra ağırlaşıp battı. ‘Dur!’ diye bağırdı uzun bıyıklı genç. ‘Boş ver abi’ dediler. ‘Fazla ileri gitmez.’ Deniz sığdı; bütün manto suyun içinde kaybolduğu zaman kıyıdan çok uzaklaşmıştı. Fazla ileri gitmişti. Yanılmışlardı.”

Beyaz Mantolu Adam öyküsünde toplum tarafından dışlanan bir adamın sonu intiharla biten bir günü anlatılır. Kadın mantosu giydiği için mi toplum tarafından dışlanmış, yabancı, sapık, hasta olarak konumlandırılmıştır? Bir erkeğin kadın mantosu giymesi, toplum tarafından hoş karşılanmayan bir tutumdur. Toplumun dikte ettiği cinsiyet kalıplarına aykırıdır. Öykünün başkahramanının üzerinde bir kadın objesi ile intihar etmesi bir tür başkaldırı, meydan okuma olarak kabul edilebilir mi? Karakterin bunu bilinçli şekilde yaptığına dair herhangi bir ipucu, belirti yoktur.

Varoluşçuluk Yaklaşımı Erkek Egemen Bir Felsefedir

Cinsiyet rollerinin toplum tarafından, bireylerin tercihi dışında belirlendiği erkek egemen toplumda Oğuz Atay’da bu kalıpların dışına çıkamamıştır. Varoluşçuluk yaklaşımı da erkek egemen bir felsefedir; erkekler kendilerini yeniden var etmek, insanlığa faydalı şeyler üretmek, dünyayı değiştirmek gibi eylemlerle yükümlüdürler. Varoluşu bir değer haline getiren, erkek eylemi, düşüncesi olduğuna göre kadın ikincil konumdadır.  Kadın kendisine dayatılan rolü reddeder ve erkeğe biçilen rolleri hayata geçirirse kadınlığını reddetmiş olur. Her iki durumda da kadın ötekidir.

“Beyaz mantosuyla topuklarının çevresinde döndü; ilk defa gülümsedi çevresine bakarak. Sonra, sanki bir daha hiç gülümsemeyecekmiş gibi mahzunlaştı birden.”

Baştaki “Kadın mantosu giydiği için mi dışlanmıştır?” sorusuna dönersek, evet kadın mantosu giymek bir dışlanma sebebidir. Oğuz Atay, beyaz kadın mantosunu sadece bir yabancılaştırma unsuru olarak kullanmamıştır belki de çünkü beyaz kadın mantosu seçimi farklı imgeler uyandırıyor insanda. Beyaz temizlik, saflıktır. Kadına anne olmak gibi ulvi görevlerin yüklendiği ve nesneleştirildiği, tutunamayanlara karşı tutunan olarak konumlandırıldığı erkek egemen dünyada, kadın eşyasına sığınmak/sarılmak, geminin rotasını huzura çevirmek değil midir? “Uzun ve aydınlık bir manto” ve “ilk defa gülümser çevresine bakarak” tanımları bunu doğrular niteliktedir. Yalnızlık ve başarısızlıkla dolu hayatında ilk defa bir kadın eşyasına sığınarak kendini farklı kılar beyaz mantolu adam. Oğuz Atay’ın bilinçaltının derinliklerine ittiği kadın imgesi olabilir mi bu? Ya da şöyle söyleyelim, varoluşçu felsefenin bir unsuru olan “fikrin duyguyu bastırma güdümünün” çöküşüdür belki de bu Oğuz Atay’da.

Atay, Oğuz. Korkuyu Beklerken. İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2004

Yorum Yapın

:)