Demiryolu Hikayecileri Bir Rüya, Oğuz Atay

Oğuz Atay, Korkuyu Beklerken

Demiryolu Hikayecileri Bir Rüya

Oğuz Atay tutunamayanların yazarıdır. Eserlerinde aydın-toplum uyuşmazlığını ve tutunamayan birey konularını işler, toplumun kriterleriyle uyuşamayan aydın/birey, kimlik bunalımı ile yüzleşir ve bir tutunamayana dönüşür. Demiryolu Hikayecileri Bir Rüya hikayesinde de bir demiryolu istasyonunda “seyyar hikaye satıcılığı” yaparak var olmaya çalışan üç bireyin zaman içerisinde birbirlerinden, kendilerinden, okurlarından, hayattan kopuşlarını konu edinir. Bu kopuşların kaçınılmaz sonu yalnızlıktır ve bu imge bir noktadan sonra tüm hikayeyi hatta tüm metni yutar. Geriye kalan “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” serzenişidir.

Demiryolu Hikayecileri Bir Rüya

Hikayenin başkahramanı fakir, yazdıklarını satarak geçinmeye çalışan, sanatın maddeler dünyasına indirgendiğine inanan biridir. Kapitalizme ve onun getirisi olan sömürgeci düzene karşıdır. Bunu en iyi istasyon şefi ile olan ilişkisinde görürüz. Şefin kendilerini aşağılamasına, tehdit etmesine, kendileriyle alay etmesine sinirlenir ve kızar, tepkiler geliştirir, ama eyleme dökemez; çünkü istasyon şefi egemen gücün simgesidir. Diğer kişilere karşı sevgi ve merhamet doludur. Kendini bir sanatçı olarak görmesine rağmen düzenin onu bir esnaf konumuna ötelediğini de yadsımaz; ama “memur hikayeci” tanımını da kabul etmez. Her şeye rağmen yazar, hikayelerini güncel konulardan seçmeye çalışır, temel bilgi kaynağı gazeteler ve tren yolcularıdır. Zamanla parasızlık, diğer iki hikayeciye yardım etme arzusu, inancını yitirmeye başlama gibi nedenlerle kopuş başlar; isimleri, kelimeleri unutup yanlış söylemek/yazmak, içine kapanmak. Aşk bile kurtaramaz onu. Umutsuzluk, yalnızlık her yeri sarar, hikayelerine de yansır bu durum. En sonunda istasyonun işlevi değişip, hikayelerini okuyacak kimse kalmadığında çevresindekilerin yaşam öykülerini kaleme alıp, okurlara mektup olarak postalamaya karar verir; ama o kadar yalnızlaşmış ve yaşamdan kopmuştur ki mektubu gönderecek bir adres bulamaz.

İkinci hikayeci genç kadın da hikayelerini satarak yaşamaya çalışır. Yaşadıkları bir itilmişlik duygusu biriktirmiştir geç kadında, bu nedenle de sığınılacak bir liman arar durur.  Baş kahramanla arasındaki aşkta bu nedenledir. Yazdıklarını önemser, herkese anlatmaz, satılmayan hikayelerini satıcılara anlattığı için anlatıcıya kızar. Zamanla istasyona gelen trenlerin sayısı azaldıkça geçim sıkıntısı, umutsuzluğu artar. Bir gün kimseye haber vermeden çeker gider.

Genç Yahudi de diğerleri gibi fakir, geçimini sattığı hikayelerle sağlayan biridir, zayıf ve hastadır. Zaman içinde hastalığı ilerler. Sessiz, kendine güvensiz silik bir karakterdir. Ana karakterin hayatını zorlaştırmak, hayattan kopuşunu hızlandırmak için hikayeye girmiş gibidir.

İstasyon Şefi kapitalist düzendeki egemen gücü temsil eder hikayede, her şey ona bağlıdır. Bu nedenle ona hikayeciler ücretsiz olarak hikayeler verir, aralarını iyi tutmaya çalışırlar, her ne kadar ona karşı kin ve öfke duysalar da. Bu çelişki hikayecilerin psikolojilerine yansır buda kişiliklerinin yalın şekilde gözler önüne serilmesini sağlar. Yazar, hikaye kahramanlarının kişilik özelliklerinin ortaya çıkarmada istasyon şefini kullanmıştır. Diğer taraftan, hikayecilerin istasyon şefi tarafından sürekli sansüre maruz kalmaları -neyi yazıp yazmayacaklarına kendileri karar veremez – devlet otoritesine işaret eder. Sansür sanatçıyı toplumun dışına iter, ötekileştirir.

Bilmediğimiz bir ülkenin şehirlerine uzak bir kasabası

Demiryolu Hikayecileri Bir Rüya, “Bilmediğimiz bir ülkenin şehirlerine uzak bir kasabası” tanımıyla başlar. Atay mekandan soyutlayarak, kurgusal bir alana çekmek ister bizi. Var olduğumuz mekandan, alıştığımız insanlardan, kanıksadığımız sonlardan farklı kendi kurguladığı düş ile gerçek arasındaki bir alana. Bunu güçlendirmek için metaforlar kullanır; “İstasyona gelen müşteriler, sucuk-ekmekle aynı kategoride satışa sunulan hikayeler, hasta bir Yahudi, istasyon şefi…”. “Adresi olmayan mektup” imgesi ise pazar ekonomisinde yerini bulamayan yazarın hazin sonunu betimler.

Oğuz Atay, postmodern anlayışla kaleme aldığı Demiryolu Hikayecileri Bir Rüya hikayesinde sanatın ve sanatçının toplumdaki var olma sorunsalını ele almış, bunu sanatçının yüzleştiği durumlar aracılığıyla göstermiş ve sanatçının ötekileşmesini en yalın, en vurucu şekilde okuyucusuna sunmuştur. Yabancılaşma, yalnızlık, umutsuzluk, ölüm, kimlik bunalımı, ironi gibi postmodernist sanat anlayışının yapı taşları olarak kabul gören unsurlar, bu hikayenin olmazsa olmazıdır ve yazarın okuyucusuna “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” seslenişinin içini dolduran imgelerdir.

Atay, Oğuz. Korkuyu Beklerken. İstanbul: İletişim Yayıncılık, 2004

Yorum Yapın