Benim Adım Kırmızı Üzerine Bir İnceleme

Türk Edebiyatı

benim adım kırmızı

Orhan Pamuk’un “En renkli ve iyimser romanım” dediği Benim Adım Kırmızı bitkilerin, hayvanların hatta ölülerin konuştuğu, yüzeysel anlatıda 1591’de İstanbul’da işlenen bir cinayeti bir aşk hikayesi bağlamında anlatılırken, derin anlatıda ise Doğu-Batı meselesinin resim sanatı üzerinden irdelendiği bir roman. Post modern anlayışın hakim olduğu, okuyucunun zaman zaman anlamakta zorlandığı bu roman okuyucusunu çok sesli bir platformda yazarına tutsak ediyor. Farklı anlatıcılara sahip roman karnavelesk olmaktan çok büyülü gerçekliği ile dikkat çekiyor.

Benim Adım Kırmızı

Engin Kılıç “Pamuk’un Tarihyazımsal Üstkurmacasında Kimlik ve Modernlik” adlı çalışmasında romanın sonunda tüm anlatıcıların üstünde iki üst anlatıcı olduğunun açığa çıktığını, bunlarında Şekure ve oğlu Orhan’dan başka kimse olmadığını ve sonuçta hikayenin Orhan tarafından anlatıldığını yazar.[1] Orhan’da yazarın kendinden başkası değildir. Mehmet Rıfat’ta “Benim Adım Kırmızı’yı Kim Anlatıyor, Kim Okuyor” makalesinde bu konuya şöyle değinir: “Demek ki olağanüstü evreni de barındıran bir kurmaca evrende, anlatıcılar kendi ağızlarından “ben” olarak konuşurlarken, üst anlatıcıda bütün anlatıcıların tek tek “Ben”lerin den yükselen söylemleri aynı bilinç, dil ve dolayısıyla strateji düzeyine taşır.”[2]

Romanda 59 bölüm ve 20 anlatıcı mevcut. Her bölüm başka bir karakterin ağzından anlatılıyor, buda “Antik Yunan Tiyatrosu”ndaki kahramanlarının tek tek sahne alıp sırayla konuşması ve olayları kendi görüş açılarından anlatmalarını hatırlatıyor. Orhan Pamuk aynı ya da birbirini takip eden olayları farklı karakterlerin ağzından anlatarak, okuyucusu için farklı bakış açıları tasarlıyor. Farklı bakış açıları, karakterlerin özgürce düşüncelerini yansıtmak yerine olayların anlatılış şeklini ve görülenleri değiştirmek üzere kullanılıyor. Örneğin; ölüm olayı üç ayrı bakış açısıyla okura yansıtılıyor; ölümü yaşayan, tanık olan ve dedikodusunu yapan. Her üç anlatıcıya dair satırları okurken dilin, samimiyetin ve bilincin tekliği gözden kaçmıyor:

Onca acıdan sonra şimdi içimi bir huzur kaplamıştı ve ölmüş olmak korktuğum gibi bana acı vermiyordu; tam tersine rahatlamıştım…”[3](Enişte Bey)

 “Akşam eve döndüm, birisi babamı öldürmüş. Evet, saçımı başımı yoldum. Evet, hüngür hüngür ağladım. Evet, çocukluğumda yaptığım gibi ona bütün gücümle sarıldım ve kokusunu kokladım”[4](Şeküre)

 “Zavallı Şeküreciğimin babasının cenazesi sırasında, hısım, akraba, eş, dost, bütün kadınlar evde toplanmış ağlarken ben de uzun uzun dövünüp gözyaşı döktüm. Bazen yanımdaki güzel kıza iyice yaslanıp onunla tatlı tatlı sallanarak ağlıyor, bazen de bambaşka bir makamda kendi zavallı hayatım ve dertlerime içlenerek gözyaşı döküyordum”[5](Ester)

Mikhail Bakhtin,Karnavaldan Romana: Edebiyat Teorisinden Dil Felsefesine Seçme Yazılar” adlı çalışmasında karnaval kavramını şöyle açıklar: “Karnaval sahneye çıkılmaksızın ve icracılarla izleyiciler arasında bir ayrım yapılmaksızın gerçekleşen bir törendir. Karnavalda herkes etkin bir katılımcıdır, karnaval edimine herkes katılır. Karnaval izlenmez, hatta daha doğru bir dille icra bile edilmez; katılımcıları karnavalın içinde yaşarlar, karnavalın yasaları yürürlükte olduğu sürece bu yasalara göre yaşarlar; yani karnavelesk bir yaşam sürerler.”[6]

Büyülü Gerçeklik

Bu tanımlamadan yola çıkarak Orhan Pamuk’un yaratmaya çalıştığı çoksesliliğin karnavelesk tutumla birebir örtüşmediğini görürüz. Bakhtin’in çok sesli dediği yapıda roman karakterlerinin kişiliği, bilinci, fikirleri yazarınkinden bağımsızdır, oysa Benim Adım Kırmızı’da tek bir dil ve tek bilinç vardır. Öte yandan Gabriel Garcia Marquez’le hafızalarımıza kazınan büyülü gerçeklik sahne alır bu romanda. Sıradan dünyanın büyülü bir biçimde yeniden yaratılması olarak özetleyebileceğimiz “Büyülü Gerçeklik” sıradan nesnenin sanki ilk kez görünüyormuşcasına hayret içinde anlatılması ve buna karşın olağan dışı olanın tüm normalliğiyle verilmesi olarak özetlenebilir. Bir başka deyişle, yaşamın gerçeği karşısında, tüm doğa ve fizik kurallarını alt eden kurmacayı, tüm sıradanlığıyla anlatması olarak ele alabiliriz. Hayvanların ve çeşitli nesnelerin insan özellikleri kazanarak kişileşmesi, ölülerin konuşması, dini ögelerin kutsal alanın dışına çıkarılması romanın dünyasını gerçek dünyadan farklılaştıran, yabancılaştıran ögeler olarak göze çarpar.

İslam dinine ait ögelerin romanda kullanımı alışılageldik bir durum değildir, yazarlar bu kutsal alandan uzak durmaya çalışırlar. Orhan Pamuk doğrudan Kuran’dan alıntılar, çeşitli ayetlere göndermeler yaparak ve bunları kurgunun içine hapsederek olağanüstü olanı sıradanlaştırır, bu da romanı büyülü gerçekçilik anlayışına bir adım daha yaklaştırır. Öte yandan, Benim Adım Kırmızı karnavelesk kavramının bir unsuru olan ideolojik, mevcut düzene başkaldıran bir tutum içermez. Yazar çokseslilik maskesi altında içerikle öyle oynuyor ki, okuyucu kendini bir puzzle içinde buluyor, parçaları birleştirmek için çaba harcıyor. Zaten dışında olduğu bir zamanın ve konunun şifrelerini çözmeye çalışıyor.

Genel kanaatin aksine Benim Adım Kırmızı karnavelesk bir roman değil tamamen büyülü gerçeklik kavramı çerçevesinde yazılmış bir eserdir. Burada soru şu olabilir; büyülü gerçeklik aynı zamanda karnavelesk bir tutum içermez mi? Bu yazarın çizdiği sınırlara bağlı değil midir? Karnavelesk ortamda hiyerarşiler, otoriteler altüst olur, norm ve yasaklar askıya alınır, bilincin tekliği yok olur. Orhan Pamuk ise ipleri hiçbir zaman elden bırakmıyor, Ester’in mektup örneğinde olduğu gibi karakterlerin ağzından kendi düşüncelerini aktarıyor, dayatıyor: “Şöyle izah edeyim ki en kalın kafalınız da anlasın. Bir mektup diyeceğini yalnız yazıyla demez. Mektup tıpkı kitap gibi, koklayarak, dokunarak, elleyerek de okunur. Bu yüzden akıllı olanlar, oku bakalım, mektup ne diyor, derler. Aptallar da; oku bakalım, ne yazıyor, derler. Hüner yalnız yazıyı değil, mektubun tümünü okumakta[7].

Okumak, sorgulamak lazım…

Orhan Pamuk’un diğer eserleri için burayı tıklayın!

————-

[1] Engin Kılıç Pamuk’un Tarihyazımsal Üstkurmacasında Kimlik ve Modernlik, Orhan Pamuk Edebiyatı (İstanbul: Agora Kitaplığı, 2007)

[2] Mehmet Rıfat’ta “Benim Adım Kırmızı’yı Kim Anlatıyor, Kim Okuyor” Orhan Pamuk’u Anlamak, haz; Engin Kılıç (İstanbul: İletişim yayınları, 2000), 381-395

[3] [4][5]Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı ( İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013), 218

[6]Mikhail Bakthin, Karnavaldan Romana: Edebiyat Teorisinden Dil Efsanesine Seçme Yazılar, Çev. Demir Soydemir, Der. Sibel Irzık ( İstanbul: Ayrıntı Yayınevi, 2001), 238

[7] Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı ( İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2013), 48

Yorum Yapın

:)