Kendine Ait Bir Oda’dan Etkileyici 10 Alıntı

İngiliz Edebiyatı

Kendine Ait Bir Oda Alıntı

Meraklı, girişken ve eğlenceli bir çocuk olan Virginia, daha küçük yaşlarda ailesinin mizahi yanlarını sergilemek üzere Hyde Park Gate News adlı bir aile gazetesi çıkartır. Bununla birlikte erken yaşlarda yaşadığı travmalar gelecekteki depresif hallerinin temelini oluşturmaya başlar. Üvey kardeşleri George and Gerald Duckworth’un cinsel tacizleri, annesinin ani ölümü ve annesinin ölümünden iki yıl sonra ablası Stella’nın ölümü hayatının dönüm noktalarıdır. Tüm bu kayıplara rağmen King College’taki eğitimine devam eder. 1905’lerde profesyonel olarak yazmaya başlayan Woolf’un ilk romanı Dışa Yolculuk 1915’te yayınlanır. Kendine Ait Bir Oda Alıntı

10 Ağustos 1912’de Leonard Woolf ile evlenir, hiç çocukları olmaz. Kariyerinde hızla ilerler, düzenli olarak üniversitelerde konuşur, kolejlerde ders verir, yazar. Manik depresif eğilimler gösteren Virginia Woolf üç kere intihar girişiminde bulunur ve 1941’de cepleri taşlarla dolu olarak Ouse nehrinin sularına kendini bırakarak hayatına son verir. Yazarın cansız bedeni üç hafta sonra çocuklar tarafından bulunur. İntihar nedeni olarak öne sürülen savlardan biri; II. Dünya Savaşı sırasında Almanya’nın İngiltere’yi işgal etme olasılığı ve Woolf’un Yahudi eşinin tehlikede olma ihtimalidir. En kuvvetli ihtimal ise; Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmediği, yeteneğini kaybettiğini düşünmesidir.

Kendine Ait Bir Oda

Bu eserinde Woolf toplumsal cinsiyetin etkilerini inceler, parasız ve kendi odalarının olmadığı bir yerde, kadınların yaratıcılıklarını ve dehalarını özgürce sergileyemeyeceğini iddia eder. Virginia Woolf iddiasını örneklendirmek için hayali bir karakter yaratır: Shakespeare’in kız kardeşi Judith. Bu karaktere Shakespeare’inki kadar büyük bir yetenek verir ama bu bir başarı hikayesine dönüşmez. Tam aksine içinde yaşadığı erkek egemen dünyada dehasını ifade edemez.

Kendine Ait Bir Oda’dan Etkileyici 10 Alıntı

İsterseniz kitaplıklarınıza kilit vurun; ama zihnimin özgürlüğüne vurabileceğiniz ne bir kilit var ne de sürgü, ne de kapatabileceğiniz bir kapı. Kendine Ait Bir Oda Alıntı

Onları (kadınları) korumaktan vazgeçin, onları aynı faaliyetler ve uğraşlarla baş başa bırakın, bırakın asker olsunlar, denizci, otomobil sürücüsü ya da liman işçisi, o zaman kadınlar erkeklerden daha genç yaşta, daha çabuk ölmezler mi, o zaman da biri çıkıp ‘Bir uçak gördüm’ der gibi, ‘Bugün bir kadın gördüm’ demez mi? Kadınlık, himaye edilen bir meşguliyet olmaktan çıkınca her şey olabilir…

…kadınlığın bu aşırı karmaşık gücünün insanın suratına çarpması için herhangi bir sokaktaki herhangi bir odaya girmek yeterlidir.

Eğer göz kamaştırıcı, engelsiz bir zihin varsa, diye düşündüm, yeniden kitap rafına dönerek, o da Shakespeare’in zihnidir.

Ama o yaşıyor; çünkü büyük şairler ölmezler; onlar süregiden varlıklardır; bizlerin arasında ete kemiğe bürünüp dolaşmak için fırsatları yoktur sadece.

Milyonlarca kişi benimkinden çok daha sakin bir yazgıya sahiptir, milyonlarca kişi kaderlerine sessizce isyan ediyordur. İnsanların sessiz hayatlarında kim bilir kaç isyan mayalanmaktadır.

Çünkü kadınlar milyonlarca yıldır evlerinin içinde oturdular, artık onların yaratıcılıkları o evlerin duvarlarını delmiştir, bu güç tuğlaların ve harcın kapasitesini öylesine zorlamıştır ki, artık kalemlere ve fırçalara, iş hayatına ve politikaya yönelmek ihtiyacındadır. Ancak kadınların yaratıcılığı erkeklerinkinden çok farklıdır.

Hikmet sahibi bazı kişiler kadınların beyinlerinin sığ olduğunu söylüyorlar; kimileriyse bilinçlerinin daha derin olduğunu. Goethe kadınları el üstünde tutardı; Mussolini ise nefret ederdi.

Hayat her iki cins için de çetindi, zordu, sürekli bir mücadeleydi. Büyük cesaret ve güç gerektiriyordu. Belki de hepsinden önce, yanılsamaya eğilimli yaratıklar olduğumuz düşünülürse, insanın kendine güveni olmasını gerektiriyordu.

…bedenim, içine hiçbir sesin sızamayacağı mucizevi bir cam dolaptaydı sanki ve gerçeklerle teması kesilmiş olan zihnim (tabii yeniden çimenliğe izinsiz girmediğim sürece), içinde bulunulan anla hangi düşünce uyumluysa oraya yerleşmekte özgürdü.

Yorum Yapın

:)