Virginia Woolf Okumaya Nereden Başlamalı?

İngiliz Edebiyatı

virginia woolf

Virginia Woolf’un ilk denemelerini ve romanlarını yayınlamasından bu yana neredeyse yüzyıl geçti ama hala en çok okunan yazarlar arasında. Yazarlığı kadar hayranlık uyandıran diğer bir konuda Woolf’un kişisel yaşamı. Zamanla Virginia Woolf, hayatı ve düşünceleriyle feminizm, cinsellik ve akıl sağlığı hakkındaki modern fikirlerin şekillenmesine yardımcı olan saygıdeğer bir figür oldu.

Ustaca hazırlanmış kitaplarında en çok onun yılmaz ruhunu hissediyor ve Woolf’un sesini duymaya devam ediyoruz. İşte okumaya nereden başlayacağınıza dair birkaç öneri;

Virginia Woolf Okumaya Nereden Başlamalı?

virginia woolfBayan Dalloway (1925)

Bu roman neredeyse kariyerinin ortasında üretilmiş olmasına rağmen, Woolf’un farklı tarzının özünü temsil ediyor ve yazınına girmek için mükemmel bir noktayı işaret ediyor. Hikayenin konusu aldatıcı bir şekilde basit. Clarissa Dalloway bir parti veriyor ve roman gün boyunca onun hazırlıklarını takip ederek sonuçlanıyor. Bayan Dallaoway’in hikayesi, halüsinasyonlardan ve unutulmaz anılardan muzdarip olan Birinci Dünya Savaşı gazisi Septimus’un hikayesi ile bütünleşiyor. Günün detayları tüm hayatlarını kapsayacak şekilde genişliyor.

virginia woolfDeniz Feneri’ne (1927)

5 Mayıs 1927’de yayınlanan Deniz Feneri, Virginia Woolf’un en tanınmış yapıtlarından biri ve birçok eleştirmen tarafından 20. yüzyılın en etkili İngilizce romanlarından biri olarak kabul ediliyor. Roman, Woolf’un ölmüş ebeveynleri ile çözülmemiş sorunlarını, denize olan tutkusunu ve yaşam, ölüm, kaybetmek üzerine düşüncelerini ortaya koyan yarı otobiyografik bir çalışma. Ramsay ailesinin İskoçya’daki yazlıklarında geçirdikleri birkaç günü anlatan roman, bir kadının yaşamının sıradanlığını ve nedensiz her şeyi kabullenişinin irdeliyor ve kadının ölümünün bile değersizliğinin altını çiziyor.

virginia woolfOrlando: Bir Biyografi (1928)

Bilinç akışının ötesinde, bu eğlenceli ve komik kısa roman, Woolf’un hayal gücünün baş döndürücü genişliğini gösteriyor. Yazarın diğer eserlerinden farklı olarak fantastik ögeler içeren bu yapıtta sıra dışı bir karakter olan Orlando’nun olağanüstü hikayesini okurken İngiltere tarihinin dönüşümüne tanıklık ediyoruz. Romanın öne çıkan özelliği, romanın kendisine adandığı tarihsel bir kişilik olan Vita Sackville-West’in hayatının kurgusal bir alegorisi olması ve bu alegorinin fotoğraflarla desteklenmesidir. Nitekim Vita’nın kitapta basılan fotoğrafları ‘Orlando’ olarak etiketlenmiş. Dolayısıyla, roman, birçok kuramcının hemfikir olduğu gibi, her şeyden öte deneysel bir biyografi olarak değerlendirilmeli.

Dalgalar (1931)

Virginia Woolf, Dalgalar’da yazma gücünün zirvesindedir. Önceki dört romanda sergilediği konuların ve stilin nasıl kristalleştirdiğini görebilirsiniz. Burada altı karakterin çocukluktan yaşlılığa doğru gelişen hayatlarının kaydedildiğini görüyoruz; şiirsel dil, onların dünyadaki her bir duyusal deneyimini yakalıyor. Her bölüm, güneşin gökyüzünde hareket ederken tanımlanmasıyla başlar ve böylece hayatlarını tek bir günle çerçeveler. İlk başta okumak garip gelebilir, ancak yavaşça tadını çıkarın ve bilgeliğinin içinize sızmasına izin verin. Hayatın her aşamasında erişilebilecek ve aralıklarla okunacak bir kitap- altı farklı kahramanıyla farklı bir şekilde özdeşleşeceksiniz.

Kendine Ait Bir Oda (1929)

Artık Woolf’un romanlarının ustalığını tattığınıza göre, hala incelikli ve muzaffer bir feminist ifade olarak kalan bu uzun denemeyi okumak heyecan verici olacaktır. Woolf’un 1928’de Cambridge’deki Girton Koleji’nde verdiği iki derse dayanan Kendine Ait Bir Oda, feminist kanonun o kadar hayati bir parçası haline geldi ki, tek başına başlığı bağımsızlık anlamında bir kelimeye dönüştü.

Woolf, kadınların çekici bir yaratıcılıktan tam yaratıcılık potansiyellerine ulaşmalarını engelleyen sosyal ve ekonomik faktörleri araştırıyor. Örnek olarak, Shakespeare’in kız kardeşi olarak onun tüm yeteneklerine sahip olan ancak toplumun kadınlardan beklentileri tarafından engellenen kurgusal bir karakter Judith’i hayal ediyor. Kadın yazarların ötekileştirilmesi hakkındaki düşüncelerini okumak ve diğer ifşa edici kurgu eserlerini yazması ve yayınlaması için gereken cesareti fark etmek özellikle dokunaklı.

Kendine Ait Bir Oda’dan Etkileyici 10 Alıntı

Yıllar (1937)

Virginia Woolf, bu romanda soylu bir ailenin elli yıllık bir dönemdeki hayatlarını, ancak yalnızca belirli yıllar içindeki belirli anları anlatan daha az şiirsel bir yazı stili kullanıyor. Değişen mevsimler ve hava durumu ile ilgili ayrıntılar, her bölümün ruh halini renklendiriyor. İlginç bir şekilde, Woolf’un yaşamı boyunca bu onun en çok satan kitabıydı ancak popülaritesi zamanla azaldı. Bununla birlikte, tarihin akışkanlığıyla kişiliğin nasıl değiştiğine panoramik bir bakış sunuyor.

Perde Arası (1941)

Bazı eleştirmenler tarafından bitmemiş bir roman olarak kabul edilen Perde Arası, Woolf’un son eseri ve trajediyle dolu. Bir köydeki bir oyunun amatör prodüksiyonu etrafında olup bitenleri anlatan kitap, iki savaşın İngiltere ve halkı üzerindeki yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor. Woolf’un yazılarının çoğu gibi, Perde Arası, zamana, geçmesine ve nasıl şekillenebildiğine hayran bırakıyor. Onu neyin motive ettiğini anlamak için önemli bir roman.

 

Yorum Yapın

:)