Sessiz Ev, Orhan Pamuk

Türk Edebiyatı

Sessiz Ev

Orhan Pamuk’un 1983 yılında yayınlanan Sessiz Ev romanı meşrutiyetten 1980 yılı yazına kadar uzanan bir zamana hapseder okurunu. Üç kardeşin babaannelerini bir haftalık ziyareti üzerinden iki arada kalmış bir toplumun mutsuzluğunun tarihi deşifre olur. Bu ziyaret boyunca hem kahramanların o bir hafta içinde yaşadıklarını, hem de geriye dönüşlerle bir ailenin üç kuşağının dramına tanıklık ederiz. Ahmet Kuyaş “Tarihçi Gözüyle Sessiz Ev” makalesinde Orhan Pamuk’un Türk toplumunu bir eve sığdırmayı başarmakla kalmayıp, yaklaşık bir yüzyıllık tarihimizi de bir kitaba sığdırdığını yazar.

Sessiz Ev, Orhan Pamuk

Roman bir anlamda bireysel inançların iflasına ve kendisiyle mutlu olmayan insanların değişmeyen kaderine ev sahipliği yapar, mutsuzluğun tarihsel döngüsünü anlatır.  Murat Gülsoy “Sessiz Ev’de hep bir başkası olma hayaliyle yaşayan kahramanlar, gerçekçi bir bakış açısıyla herkesin kurduğu türden hayaller kuruyor gibidirler, ama derininde hepsinin hissettiği o büyük sıkıntı her ne kadar romanlarda bu sıkıntı Doğu’nun bir özelliği gibi sunulsa da çok daha evrensel ve varoluşsal bir endişedir. Çünkü bir başkası olma hayali kolaylıkla kendi olamamak endişesine dönüşür.” görüşüyle mutsuzluğun temel nedenlerine açıklık getirir.

Engin Kılıç “Sessiz Evin Sesleri” makalesinde: “Romanda herkes mutsuzdur; herkesin fakirlik, gerilik, doğululuk, babasızlık gibi bir aşağılık kompleksi vardır; herkes gece yaşar ve birçoğu umutsuzca yanlış kişiyi sevmektedir. Ama bu, arabesk bir melankoli biçiminde çıkmaz karşımıza, hatta pek çok yerde hayli neşelidir de. Ama roman sona erdiğinde, okurun elinde iyimserlik adına hiçbir şey kalmaz.” diyerek Murat Gülsoy’un görüşünü destekler.

Selahattin Bey bilimsel olgu bağımlısı, tüm toplumu bir ansiklopedi yazarak kurtaracağını inanan, zamanın iktidarı tarafından dışlanmış, bu nedenle doktorluk mesleğinden ve siyasetten uzaklaşmış yalnız ve mutsuz bir karakterdir. Ona göre bilim her şeyin cevabını barındırır, bu nedenle halkın bilimi yok sayıp dinsel inançlara tutunmaya çalışmasını küçümser: “Evet, ben Doktor Selâhattin, yirminci yüzyılda O’nun yerine artık bütün Müslümanların yeni tanrısı niye olmayayım ki? Çünkü bilimdir artık tanrımız, işitiyor musun Fatma?”. Selahattin Bey Doğu-Batı ikilemi arasında kalmış mutsuz Türk aydınını temsil eder. Babaanne Fatma hanımda eşi gibi bulunduğu durumdan mutsuzdur. Lakin Selahattin Bey’in aksine geçmişe dönüp sadece kendi hayatını yaşamak ister, hızla değişen dünyadan ve yapmak zorunda kaldığı şeylerden rahatsızdır. Eşinin baskıcı tutumu karşısında kendi dünyasına kapanmış ama kendi inançlarından geri adım atmamıştır.

Bir üniversitede tarih doçenti olan büyük torun Faruk kendi bedeni ve ruhuyla bir bütün olma sevdasındadır. Dünyayı değiştirmek gibi bir hayali yoktur, ama olduğu haliyle de mutlu değildir, tarih ile uğraşmanın mutluluğun anahtarı olduğuna inanır. Boray Biçer “Orhan Pamuk’un Romancılığı ve Romanları” adlı tezinde Faruk karakterini şöyle yorumlar: “Faruk’un tarihle ve tarih yazımıyla ilgili görüşleri, Sessiz Ev’in ve Orhan Pamuk’un romancılığının tarih tezini oluşturmaktadır. Bu niteliği ile Faruk, Orhan Pamuk’un romandaki bir yansıması, yazarı romanda temsil eden bir kahramandır.”

Nilgün üniversite öğrencisi, romanda devrimci olarak konumlanmış bir karakterdir. Roman boyunca çok sesi duyulmaz, varlığı daha çok Hasan’ın aşkı ile somutlaşır. Sesi çıkmayan bir devrimci konumlamasıyla yaşadığı toplumun değişeceğine inançsızlığının altı çizilir. Küçük torun Metin zengin olma hayalinin peşinde koşar, bulunduğu durumdan kurtulmanın tek yolu ünlü ve zengin olmaktır. 12 Eylül darbesi öncesi gençliğinin ikilemini temsil etmesi açısından her iki karakterde romanda önemli bir yer tutar.

Selahattin Bey’in gayrimeşru oğlu Recep bir cücedir, diğerleri için bir alay konusudur. Bu nedenle gizli, saklı yaşamayı seçer. Oysaki konuşmak, içinden geçenleri haykırmak ister: “Büyükhanım’la konuşmak isterim, ama o konuşmaz, ben susarım ve insanın nasıl böyle sessiz kalabileceğine şaşarak bakarım ve masanın üstünde gezinen elinin ağır hareketlerinden korkarım: İçimden sanki çığlık atmak gelir: İhtiyar, hain örümcekler gibi elleriniz Büyükhanım!” 

Hasan Recep’in yeğenidir. Ailesinin fakirliği nedeniyle toplum tarafından ötelendiğini düşünür. Derslerle arası iyi değildir, okulun ona bir şey katmayacağını inanır. Partizanlıkla toplum gözünde saygınlık kazanacağına emindir, ama Nilgün ile Ülkücü arkadaşları arasında kalarak bununda hiçliğine tanık olur.

Sessiz Ev’in sessizliğinin ardında tarihsel bir düzleme yayılmış bir mutsuzluk hikayesi vardır. Aynı toplumda birbiriyle bir şekilde ilişkisi olan bir avuç insan üzerinden bir dönemin kimlik arayışı resm edilirken bu arayışın neden olduğu mutsuzluk yansıtılır okuyucuya. Orhan Pamuk, Sessiz Ev’i mutsuzluk üzerine kurduğunu şöyle açıklar: “Sessiz Ev’in birçok ilham kaynağından biri de dedemin anneanneme yazdığı bazı mektuplardır… Dedem yüzyıl başında hukuk okumak için Berlin’e gidiyor. Gitmeden önce anneannem Nikfal ile nişanlıyorlar onu. Dedem de, Berlin’de hukuk okurken, İstanbul’daki nişanlısına pek çok mektup yazıyor. Bu mektupların havası biraz Selâhattin Bey’in Fatma’ya ders vermesine benziyor… Anneannemin tepkisinin ise ilgisizlik ve “günah, yasak” çevresinde dolandığını biliyorum… Aralarındaki mutsuz ilişkiyi hayal edince, Sessiz Ev’i kurmaya başlamış oldum.”

 Kaynakça:
Ahmet Kuyaş, “Tarihçi Gözüyle Sessiz Ev” Orhan Pamuk’u Anlamak, der., Engin Kılıç (İstanbul: İletişim Yayınları, 2006)
Murat Gülsoy, “Yaratıcı Yazar: O Öteki Kişi” Orhan Pamuk’un Edebi Dünyası, der., Nüket Esen-Engin Kılıç (İstanbul: İletişim Yayınları, 2008)
Engin Kılıç,  “Sessiz Ev “in Sesleri”. Orhan Pamuk’un Edebi Dünyası, der., Nüket Esen-Engin Kılıç. (İstanbul: İletişim Yayınları, 2008)
Boray Biçer, “Orhan Pamuk’un Romancılığı ve Romanları(Bitirme Ödevi, Süleyman Demirel Üniversitesi, 1998)
Alaattin Karaca, Sessiz Ev’de Anlatıcı ve Bakışaçısı (İstanbul: Dergâh Yayınları)
Orhan Pamuk. Öteki Renkler (İstanbul: İletişim Yayınları, 1999)

Yorum Yapın