Mutlaka Okunası Stendhal Eserleri

Fransız Edebiyatı

Stendhal

Stendhal, Henri Beyle’in kullandığı birçok takma isimden sadece biriyken, zamanla yazarın edebiyat dünyasındaki resmi adı halini alır. Stendhal (Doğum 23 Ocak 1783, Ölüm 23 Mart 1842), 19.yüzyıl edebiyatına adını yazdıran kendine özgün, en seçkin Fransız yazarlarından biri.

Stendhal Kimdir?

Stendhal, 1783 yılında Fransa’nın Grenoble şehrinde dünyaya gelir. Annesini erken yaşlarda kaybedince, baskıcı bir baba, katı bir disiplinden yana olan teyzesi ve özel öğretmeni tarafından yetiştirilir. Bu üç despot onun gözünde nefret ettiği burjuvazinin temsilcileri gibidir. 1799’da görünüşte École Polytechnique’ye giriş sınavına hazırlanmak için Paris’e gider, asıl istediği başarılı bir oyun yazarı olmaktır. Ancak yakın bir akrabası ile İtalya’da konuşlanan Fransız askeri kuvvetlerine katılır. İtalya’nın kültürü ve manzarası, yaşamında ve eserlerinde psikolojik ve tematik olarak belirleyici bir rol oynayacak olan vahiy gibidir.

1812’de Napolyon ile birlikte Rus seferine katılır ve Moskova’nın baştan sona yanışına tanıklık eder. Napolyon’un büyük ordusundan sağ kalmayı başaran az sayıdaki askerden biri olur.

1814’de Fransız imparatorluğu düştüğünde İtalya’ya yerleşmeye karar verir. Milano’da ikamet ettiği andan itibaren yazmak onun vazgeçilmez bir parçası olur. 1830’dan sonra yönetimin değişmesiyle yeniden devlet hizmetine döner, İtalya’ya tayin edilir.  Orduda geçirdiği yıllar ona Napolyon rejimi ve Avrupa hakkında sınırsız deneyim elde etme fırsatını verir. Fransa’ya döndükten kısa bir süre sonra sokakta yürürken bayılıp kaldırım kenarına yığılmasından birkaç saat sonra, 23 Mart 1842 vefat eder ve Montmarte Mezarlığı’na defnedilir.

Okunası Stendhal Eserleri

Kırmızı ve Siyah

Fransa’nın küçük bir kasabasında dünyaya gelen Julien Sorel, yükselme ihtirası ile dolu bir gençtir. Restorasyon Fransa’sının şartlarında yükselebilmek için Sorel’in önünde iki seçenek vardır ya siyahı seçerek Kilise yolundan ya da kırmızıyı seçerek askeri yoldan ilerleyecektir. Ancak bir yandan aldığı dini eğitim, öte yandan gizliden gizliye Napolyon’a duyduğu hayranlık bu seçimi yapmasını zorlaştırır. Üstelik ihtirasla girdiği bu yolda karşısına çıkan iki farklı kadın onu çok başka yerlere sürükler. Kırmızı ve Siyah’ ta, gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkıp Julien Sorel gibi insanların kaderini belirleyen bu burjuva çağının ahlaklı, zeki ve kahraman insanları nasıl tükettiği ve toplumun çözülmesi ele alınıyor. Sonuna yaklaştıkça merakın tavan yaptığı bu roman gerek iç sesler gerekse karakter tahlilleriyle okurunu derinden etkiliyor.

“…yaşadığımı sanıyordum, oysa yalnızca hayata hazırlıyormuşum; işte artık dünyanın gerçek durumuyla karşılaştım.”

“Devlet gemisinde herkes gemiciliğe, kaptanlığa heves edecek, çünkü parası iyi. A kardeş, yalnızca yolcu diye gitmek isteyen bir yercik bulamayacak mı?”

“…paraları olduğu için hiçbir şeye imrenmek, heves etmek tehlikesine düşmeyen o adamlar istedikleri kadar böbürlensinler, gerçekte ne zayıf insanlardır!”

Parma Manastırı

Parma Manastırı’nın 1839’daki ilk baskısı çok dikkat çekmez. 1840 yılında Honoré de Balzac’ın La Revue Parisienne’de yayınlanan Parma Manastırı üzerine kaleme aldığı makaledeki övgü dolu ifadeleri romana ikinci baskısını yaptırır ve Stendhal geniş bir okuyucu kitlesi tarafından bilinir hale gelir.

Roman, 19. yüzyılın başlarında İtalya Parma prensliğinde geçiyor. Genç bir aristokrat ve Napolyo’nun ateşli hayranı olan Fabrice del Dongo, Fransız ordusuna katılmak için Paris’e gider ve Waterloo Savaşı’na katılır. Daha sonra Parma’ya geri döner ve hayat onu Carthusia Manastırı’nda yüksek rütbeli bir dindar ve hayranlık duyulan bir vaiz olmaya sürükler. Savaş, aşk, tutku ve siyasal entrikalarla dolu sürükleyici bir öyküsü olan Parma Manastırı, yazarın psikolojik ve siyasal konularda derinlemesine yaptığı inceleme ve betimlemelerle dolu.

Tehlike, akıllı adamı dahi yapar; deyim yerindeyse, onu kendi sınırlarının üstüne çıkarır; düş gücü olan adamın aklına ise, doğrusu gözü pek, ama çoğunlukla saçma sapan şeyler getirir

 “Bir edebiyat eserinde siyaset yapmak, bir konserde tabanca çekip ateş etmeye benzer. Her ne kadar fevkalade kaba bir davranış olsa da dikkat çekmemesi mümkün değildir.”

“Yoksa mutluluk, yaşlılığın başlangıcında mı gelip sığınır insanın yüreğine?”

Aşka Dair

19. yüzyılın ortalarına doğru, gücünü giderek yitirmekte olan aristokrasi ile altın çağını yaşamaya başlayan burjuvazinin kesişen dünyasında, Avrupa toplumunu, aşk denen muammayı merkeze yerleştirerek resmeder Stendhal Aşka Dair eserinde. Kadının, bu dönemdeki konumunu ve durumunu, devlet politikasının aşk denen tutku ile çekişmesini, aşkın, dünyanın farklı coğrafya ve yönetim biçimlerindeki değişimini ortaya koyması bakımından büyük önem taşıyan bu yapıtında Stendhal, belki de başka yapıtlarında olmadığı kadar kendisiyle baş başadır.

“Açık olmaya, anlaşılır olmaya ne kadar çabalarsam çabalayayım, mucizeler yaratacak güce sahip değilim; ne sağırların duymasını, ne de körlerin görmesini sağlayacak gücüm var.”

“Belki de en akıllıca olanı, insanın sırlarını başkasına değil, kendine açmasıdır.”

Dünya klasikleri ilginizi çeker mi?

Yorum Yapın

:)