Mahalle Kahvesi, Sait Faik Abasıyanık

Türk Edebiyatı

Mahalle Kahvesi

Sait Faik Abasıyanık’ın 1950 yılında yayınlanan Mahalle Kahvesi adlı eserinde 22 hikaye yer alıyor. 22 hikayeden 13’ü kentte, 8’i adada ve 1’i de köyde geçer. Bu hikayeler; Mahalle Kahvesi, Plajdaki Ayna, Uyuz Hastalığı Arkasından Hayal, Dört Zait, Hallaç, Baba-Oğul, Karanfiller ve Domates Suyu, Bilmem Neden Böyle Yapıyorum, Bir Sarhoşluk, Kınalı Ada’da Bir Ev, Süt, Gramofon ve Yazı Makinesi, Barometre, İzmir’e, Kış Akşamı, Maşa ve Sandalye, Bir Bahçe, Bir İlkbahar Hikayesi, Sakarya Balıkçısı, Kestaneci Dostum, Söylendim Durdum, Ermeni Balıkçı ile Topal Martı ve Sinağrit Baba’dır.

Sait Faik hikayelerinde, gündelik yaşamda varlıkları bile hissedilmeyen insanların sıradan yaşamlarını, çaresizliklerini, itilmişliklerini, sevinçlerini, acılarını ele alarak sıradan insanı ön plana çıkarmaya çalışır. Bu seçimi biçimsel tercihlerine de yansıtan yazar, aralarında var olmaktan mutlu olduğu bu insanların sıradanlığını yansıtan, sade bir dil/anlatım kullanmıştır.

1949 da bir söyleşide şöyle der: “…Cemiyetimizde ahlak telakkileri değişiyor. Bugün “eskiler” diye adlandırılan yaşlı muharrirler, hayata, cemiyete yukarıdan bakıyorlardı. Hala da öyledirler. Hayata karışmıyorlar, yalnız tepeden seslenerek cemiyeti düzeltmek sevdasındalar. Bize gelince: Cemiyeti düzeltmek hususunda hiçbir iddiamız yok. Biz cemiyette, insanlarımızla birlikte aynı hayatı yaşamak istiyoruz.”[1]

Mahalle Kahvesi, Sait Faik Abasıyanık

Vedat Günyol Mart 1950 tarihli Yücel Dergisi’nde yaptığı değerlendirmede Sait Faik’in hikayelerinin bir meydan okuma olduğuna vurgu yapar, Mahalle Kahvesi’nde de bunun yoğun olarak hissedildiğini belirtir. “Meydan okuma, Sait Faik’in hikaye yazışındaki sebepten başlıyor. O, mahdut bir zümre için yazmıyor, büyük kitle için yazıyor. Endişesi onlara hoş vakit geçirtmek değil, onları olgunlaştırmaktır.”[2] Vedat Günyol sonrasında bu meydan okumayı pekiştiren unsurları sıralar. Hikaye karakterlerinin, konularının seçimi, bunların okuyucunun hislerini, düşüncelerini nasıl bir anda ele geçirme gücüne sahip olduğunu dile getirir. Gerçek insanlar, gerçek mekanlar, gerçek vakalar… Sait Faik gerçekleri kendi süzgecinden geçirip, en vurucu şekilde okuyucusuna ulaştıran bir yazardır. “Kara sefaletle ahlakın birbirine nasıl yabancı, hatta birbirine zıt şeyler olduğunu ibretle, hayretle görüyoruz.

Vedat Günyol’un bu saptaması, Sait Faik hikayeciliğine getirilmiş en iyi yorumlardan biridir. Her ne kadar Sait Faik sıradan insanların birbiriyle ve yaşamla olan çatışmasını bir şeyleri değiştirme, iyileştirme eğilimi olmadan tüm yalınlığı ile anlatıyor olsa da okuyucuda uyandırdığı his, geleceğe dair hayalleri tetikliyor ve meydan okumayı getiriyor. Burada dikkat edilmesi gereken nokta Sait Faik’in “Toplumun problemlerini değil bireyin toplum içindeki sorunlarını” kaleme alan bir yazar olduğudur. Ahlak toplumsal, sefalet bireysel bir kavramdır, meydan okumayı tetikleyen de budur.

Esere Adını Veren Hikaye

Kitaba adını veren “Mahalle Kahvesi” hikayesinin konusu ölümdür. Kız kardeşini kötü yola düşürdüğü için babası tarafından reddedilen delikanlı, babasının ölümle pençeleştiğini duyunca son bir kez onu görmek ister, fakat mahalledekiler engel olur buna. Babasının ölüm haberi delikanlının beklediği kahveye gelir. Delikanlının neden geldiği tam olarak belli değildir. Babasına üzüldüğü için mi yoksa ona kızgın olan kahvecinin dediği gibi aslında ona da bir miras kalır diye mi gelmiştir?

Tekrar gözüm adama ilişti. Yüzünü değil, geniş alnını görüyordum: Kırışıksızdı, manasızdı. Üstünde ceket yoktu. Yalnız siyah çizgili beyaz bir mintan vardı. Kirli beyaz renkli bol bir kazağa bürünmüştü. Kazağın ön zaviyesini bir çengel iğne ile tutturmuştu.”[3] Yazar, delikanlının yoksulluğun dibine vurmuşluğunun ve bunun getirdiği çaresizliğinin kendisine neler yaptırabileceğini öyle gerçekçi tasvir eder ki, o bir anda bizim gerçeğimiz oluverir.

Hikayenin finali emsalsizdir. Genç adamın kız kardeşini “sürüklendiği durumdan” kahvecinin kurtarmaya çalıştığı gerçeği sarsıcıdır. Selim İleri şöyle yorumluyor hikayenin finalini: “Kahvecinin onu kurtarmadığı, kurtaramayacağı çok açıktır. Çünkü delikanlıyı bağışlamayan sosyoloji, kahveciye de kızı kurtarma olanağı sağlamayacaktır.”[4]

Sait Faik’in “Mahalle Kahvesi” hikayesinde ve kitabın bütününde bir meydan okuma vardır, ama bu yazarında söylediği gibi düzeni değiştirmek için bir başkaldırma değildir. Bunu sıradan insanı ön plana çıkararak bir farkındalık yaratma istemi olarak kabul edebiliriz. Onun hikayelerini gerçekçi kılan “bireysel duyuş tarzı”dır. O, gözlem yeteneği ve edindiği birikimlerden hareketle, iç dünyasına yönelen ve bu iç dünyayı “anlatıcı” aracılığıyla yeniden kurgulayıp okuyucuya sunan bir edebi kişiliktir. Ünlü Amerikalı Matematikçi John Nash dünyayı rakamlardan ibaret kabul eder ve bu bir dönem paranoid şizofreniye kadar varır ama bu onun dünyaca kabul gören teoriler geliştirmesine engel olmaz. Bu bağlamda Sait Faik’i de baktığı her yerden, her kişiden, her vakadan bir hikaye çıkaran, dünyayı kurmaca hikayelerden ibaret gören bir dahi olarak kabul edebiliriz.

———

[1] Tahir Alangu, Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman (İstanbul: İstanbul Matbaası, 1965)
[2] Vedat Günyol, “Mahalle Kahvesi” Yücel Aylık Fikir ve Sanat Mecmuası (1950)
[3] Sait Faik Abasıyanık, Mahalle Kahvesi (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2011)
[4] Svetlana Uturgauri, Türk Edebiyatı Üzerine (İstanbul: Cem Yayınları, 1989)

Bir Hülya Adamı Ahmet Hamdi Tanpınar yazımız ilginizi çeker mi?

Yorum Yapın

:)