George Orwell 1984

George Orwell

George Orwell

ABD’de başkanı Donald Trump’ın 2017’deki yemin töreninden sonra danışmanı Kellyanne Conway’nin “alternatif olgular” terimini kullanması ve Beyaz Saray Basın Sekreteri Sean Spicer’in Trump’ın “yemin töreninde en büyük kitleyi topladığı” yönündeki iddiasını dile getirmesinin ardından George Orwell’ in 1949’da yayınladığı 1984 adlı eseri 70 yıl sonra amazon.com’da en çok satanlar listesine girdi. O günden bu yana hala en çok satanlar listesinde yerini koruyor.

George Orwell Kimdir?

Asıl adı Eric Arthur Blair olan George Orwell, 25 Haziran 1905 yılında Hindistan’da doğar. Babası İngiliz sömürge memuru, annesi de bir Fransız’dır. İngiltere’de eğitim aldıktan sonra Hindistan İmparatorluk Polis kuvvetlerine katılır, 1927’de istifa eder. Birçok işte çalışır.

1920’lerin sonunda anarşist ruhlu olan Orwell, 1930’ların başında kendisini sosyalist olarak görmeye başlar. 1936’nın sonlarında Orwell, Cumhuriyetçilerin yanında Franco’nun Milliyetçilerine karşı savaşmak için İspanya’ya gider. Devrimci sosyalist muhalifleri bastırmakta olan Sovyet destekli komünistlerden hayatı endişesi olduğu için kaçmak zorunda kalır. Bu tecrübe, onu yaşam boyu süren bir anti-Stalinist’e dönüştürür.

1941 ve 1943 arasında Orwell, BBC’nin propagandası için çalışır. 1943’te haftalık solcu bir dergi olan Tribune’un edebiyat editörü olur. 1945’te Orwell’in ‘Hayvan Çiftliği’ yayınlanır. Stalin’in Rus Devrimi’ne ihanetine dayanan, bir çiftlikte geçen bu politik masal, Orwell’e ün getirir ve hayatında ilk kez finansal olarak rahatlar. ‘1984’ dört yıl sonra yayınlanır. Hayali bir totaliter gelecekte geçen kitabın başlığı ve ‘Büyük Kardeş sizi izliyor’, ‘gazete’ ve ‘çift harfli’ gibi birçok ifadesi popüler kullanıma girerek derin bir etki yaratır. Orwell’in sağlığı kötüleşir ve 21 Ocak 1950’de tüberkülozdan ölür.

George Orwell 1984

Orwell, Hayvan Çiftliğinin ardından 1949’da yayınlanan “1984” adlı romanıyla da büyük başarı kazanır. Bu romanda olaylar, dünyanın sürekli birbiriyle savaşan üç totaliter devletin egemenliğinde olduğu distopik bir gelecekte geçiyor. Orwell, bu eseriyle insanlığı, her şeyin tamamıyla devletlerin kontrolünde olduğu belleksiz ve muhalefetsiz bir toplum tehlikesine karşı uyarmaya çalışır.

Geleceğe dair bir kabus senaryosu

Bireyselliğin yok edildiği, hafızanın kontrol altında olduğu, insanların makinelere dönüştürüldüğü totaliter bir dünya düzeni. George Orwell insanın bugüne ve geleceğe dair korkularını inanılmaz bir hayal gücüyle yoğurmuş ve en ince ayrıntısına kadar kurgulamış. Distopya edebiyatının başyapıtı sayılabilecek 1984; geçmişte ve günümüzde dünyamızda sahnelenen oyunların bir yansıması gibidir aslında. Bir kez bu dünyaya girdiğinizde bir daha geri dönüşü olmayan bir maceranın içine atılmış olursunuz.

Büyük Birader

Romanda bahsedilen devlet modelinde insan benliğini yok edecek ölçüde baskıcı bir yönetim var. Dünya Okyanusya, Avrasya ve Doğu Asya olmak üzere üç büyük güce bölünmüş ve ortak yönetim biçimleri ve yaşam koşullarıyla donatılmış. Devrimle iktidara gelmiş parti, iktidarı elinde tutabilmek için halkı baskı altında tutmakta ve düzene aykırı davrananlara işkence etmektedir. Birey, doğal bir hak olan özgürlükten yoksun bırakılmıştır. Her şey Büyük Birader’in gözetimindedir.

Bellek ve geçmiş

Bellek olmadan geçmiş olur mu? Parti mutlak hakimiyeti sağlamak adına, her şeyi kontrol etmeye yönelmiş, bunu başarabilmek içinde halkın hafızasını kontrol etmeye odaklanmıştır. Herkesin yaşamının kayıtları tutmakta, kişiler sürekli izlenmekte, şimdiyi kontrol etmek için geçmiş manipüle edilmektedir.

Aşk

Duyguların bile partinin tekelinde olduğu bir dünyada Winston’ın Julia’ya duyduğu aşk ve gizli, saklı yaşanmaya çalışan bir ilişki. İzlendikleri ortaya çıktıktan sonra maruz kaldığı işkenceler Winston’ın her şeyini yok eder, Julia’ya karşı olan sevgisini bile. Aşk Winston’ı kurtaramaz. Her şeyini kaybeden Winston yok edilmeye bile layık görülmeden bir hiç olarak sokağa bırakılır.

Sıradan bir insan

Winston Smith bir kahraman değil sıradan bir insandır. Anlatıcı aracılığıyla Winston Smith’in partiden ne kadar nefret ettiğini ve yaşadığı hayatı değiştirmek istediğini öğreniriz. Bir anlamda kendi hayatını değiştirmeyi başarır ama Okyanusya’yı Büyük Birader’den kurtaracak ideal bir kahraman olmayı hiçbir zaman denemez. O, günlük hayatın karmaşasında çabalayan insandır ve bu özelliğiyle kişiyi kendini sorgulamaya iter.

İlginizi çekebilir!

Yorum Yapın

Yorum Yapmak İster misiniz?