En Sevdiğim Kitaplar

Kitap Önerileri

en sevdiğim kitaplar

Çocukluğumdan beri kitap okumayı severim. Kitap okuma alışkanlığı, babamdan bana geçen en iyi alışkanlıklardan biri. Babam seksen yaşını geçti, ama kitap okumaktan hiç vazgeçmedi. Duymayan kulakları, kalın camlı gözlükleriyle kitapçılarda kitap bulma telaşı ve gözlerindeki mutluluğu görmek hiçbir şeye değişilmez. En sevdiğim kitaplar

Okunan kitaplardan alınan haz kişiden kişiye değişse de bazı kitapların okurunda bıraktığı izler neredeyse ortaktır. Aşağıda bulacağınız listenin de böyle olduğunu düşünüyorum ve okumanızı tavsiye ediyorum.

En Sevdiğim Kitaplar

Yüzyıllık Yalnızlık * Gabriel Garcia Marquez

Bu roman, bir yerleşim yeri olan Macondo’nun kuruluşunu, gelişimini, yok oluşunu ve bu yerleşim yerinin en önemli ailelerinden Buendia ailesinin yedi kuşağının hikayesini anlatıyor. Yedi nesil boyunca, roman kahramanları nasıl bir hayat sürerlerse sürsünler, vakti gelince mutlak bir yalnızlığa teslim olur ve yalnız ölürler. Yalnızlık kader midir? okura bunu düşünmek kalıyor.

Bir Gün Tek Başına * Vedat Türkali

27 Mayıs 1960 ihtilali öncesinde Türkiye’nin siyasi atmosferinin sosyalist çevrenin gözünden aktarıldığı, orta yaşlı bir solcu olan Kenan’ın Günsel’le olan ilişkisinin merkez alındığı, yalnızlığın romanı. Romanın satır aralarında dönemin puslu İstanbul sokaklarında bir adres arıyormuş gibi hissedersiniz, şehrin kokusu, rengi, sesi, tarihi sinmiştir romana.

Huzur * Ahmet Hamdi Tanpınar

Huzur, arka fonda müthiş bir İstanbul manzarası ve romanı sürükleyen üç ana karakter sunar okuyucusuna. Sevgilisi Nuran’a kavuşma ihtimalinin azlığı karşısında bocalayan, II. Dünya Savaşı’nın her an patlayacak olması korkusuyla tedirgin bekleyen, Cumhuriyet ile gelen yeni hayata ayak uydurmaya çalışan sorunlu bir kuşağın temsilcisi; Mümtaz. Mümtaz’a aşık ama toplum baskısı ve dedikodulardan bunalarak aşkından vazgeçmeyi tercih eden dul bir kadın; Nuran. Ve karakteri Mümtaz’a zıt olarak yaratılmış, intihar ederek hayatına son veren Suat. Huzur arayarak bulunur mu?

Oblomov * Ivan Aleksandroviç Gonçarov

Rus edebiyatındaki gereksiz adamların en tipiği olan Oblomov karakterinin yer aldığı Gonçarov’un Oblomov romanı 1859’da yayımlandı. Oblomov, gereksiz adamlığın en uç örneğidir. Okuru isyan edecek noktaya getiren, neredeyse romanın içine dalıp onu silkeleyip sarsmak istetecek kadar tembel, hareketsiz, fakat zeki ve duygulu bu genç, insana aynı zamanda öfke, acıma, bağışlama duygularını hissettirir. İyi bir ruhun, tembelliğin kafesi içinde bu derece tutsak olması anlaşılır gibi görünmese de çoğu kişi Oblomov’da kendinden bir şey bulur.

Sek Sek * Julio Cortazar

Seksek, Julio Cortazar’ın iç içe geçmiş iki romanı iki ayrı okumayla sunduğu ve okurunu seksek oynamaya davet ettiği bir başyapıt. Kitabın başında yer alan okuma planıyla, ilk roman 56 bölümden oluşuyor. 57. bölüm ve sonrası için yazar “okunması zorunlu değildir” notunu düşmüştür. 57. bölümden itibaren okumaya devam etmek isteyen okuru zorlu bir maraton bekler, metin sıçramalı bir oyuna dönüşür aynı seksek oyunu gibi. Gerçekliğin dayattığı saçmalığın içinde biçimlenen bir dünyada, seksekin son halkasına ulaşmaya çalışan bir grup insanın hikayesini anlatır Cortazar ve muğlak bir finalle baş başa bırakıverir okurunu.

Berci Kristin Çöp Masalları * Latife Tekin

Çiçektepe kurulan gecekonduların zabıta tarafından yıkıldığı, tekrar tekrar yapılıp yeniden yıkılan, egemen otoritenin at oynattığı bir mekandır. Tıpkı bu mekan gibi buranın kadınları da tekrar tekrar başkaldırır, her defasında cezalandırılsalar da. Ancak, sonuç değişmez tıpkı Çiçektepe’nin bir fuhuş yuvasına dönüşmesi gibi onlarda bu savaşın kaybedeni olurlar. Kadın, erkek egemen dünyada bir özne değil, erkeğinin isteklerine ve kendisine biçilen toplumsal konuma tutunması gereken bir nesnedir. Türk kadın yazarlar ve eserleri arasında, kadının ön plana çıkmadan sesini duyurduğu romanlardan biri.

Cevdet Bey ve Oğulları * Orhan Pamuk

İstanbullu bir ailenin 20. yüzyılın başından itibaren üç kuşak boyunca serüvenleri hayat veriyor romana. Abdülhamit döneminin son yıllarında, İstanbul’un ilk Müslüman tüccarlarından küçük dükkan sahibi Cevdet Bey’in zengin olma ve modern bir aile kurma tutkusu, günlük yaşamın akışıyla bütünleşiyor.

Muhteşem Gatsby * F. Scott Fitzgerald

Jay Gatsby “Amerikan Rüyası”nın bir kahramanıdır, başlangıçta nasıl zengin olduğu bilinmeyen sonrasında ise bu zenginliğe bir kadın uğruna yasa dışı yollardan ulaştığı anlaşılan bir adamdır. Fakat bu zenginlik ona, zengin olarak doğmuş insanların sahip oldukları ayrıcalıkları vermez, o görkemli hayat, o büyük servet aslında sadece bir yüktür.

Muhteşem Gatsby, anlatımdaki zenginlik ve ele aldığı hikaye ile tüm zamanların en iyi romanlarından biri olarak gösteriliyor. Fitzgerald okuruna şu mesajları vermek ister gibidir: “Amerikan Rüyası çökmüş, alt sınıf hızla yükselmiş ve ihtişama yenik düşmüş, üst sınıf ise koskoca bir boşluğun ve ikiyüzlülüğün kıskacında kimliğini yitirmiştir.”

Dönüşüm * Franz Kafka

Gregor Samsa bir sabah yatağında kendini böceğe dönüşmüş olarak bulur, herkesin nefret ettiği bir böcek. Sistemin dışına çıkarsanız küçük bir böcek olursunuz, hiç kimse sizi sevmez, aileniz bile. Küçük burjuva yaşamının yozlaşmış ilişkileri, toplumun dayattığı, işlevini kaybetmiş kalıplara başkaldıran bireyin trajedisi, belki de hayatın anlamsızlığının kanıtı.

En Sevdiğim Kitaplar

Foucault Sarkacı * Umberto Eco

Simya ve komple teorileri kokan bu romanın adı, dünyanın döndüğünü ispat etmeye çalışan Fransız fizikçi Leon Foucault’nun kullandığı sarkaçtan geliyor. Foucault Sarkacı arka kapaktaki açıklamasıyla şöyle tanımlanıyor; “İrrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık serüveni: Pozitif bilimin yanı sıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, orta çağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü.”

Yabancı * Albert Camus

Albert Camus denilince, edebiyat alanında ilk akla gelen eser, 1942 yılında yayınlanan Yabancı’dır. Cezayir’de, bir rastlantı sonucu bir Arap’ı öldüren orta sınıftan Fransız asıllı Mersault adlı karakterin kendisini ölüme götüren sürece kayıtsızlığını konu edinen eser, saçmayı yaşayan insanın hikayesini anlatıyor.

En Sevdiğim Kitaplar

Kendine Ait Bir Oda * Virginia Woolf

Bu eserde Woolf toplumsal cinsiyetin etkilerini inceler, parasız ve kendi odalarının olmadığı bir yerde, kadınların yaratıcılıklarını ve dehalarını özgürce sergileyemeyeceğini iddia eder. Virginia Woolf iddiasını örneklendirmek için hayali bir karakter yaratır: Shakespeare’in kız kardeşi. Bu karaktere Shakespeare’inki kadar büyük bir yetenek verir ama bu bir başarı hikayesine dönüşmez. Tam aksine içinde yaşadığı erkek egemen dünyada dehasını ifade edemez. Feminist edebiyatın önemli figürlerinden olan yazarın erkek egemen dünyaya başkaldırışının ve kadının özgürlüğünün ekonomik özgürlükten geçtiğinin altına çizen eseri, okunmalı!

En Sevdiğim Kitaplar

Tutunamayanlar * Oğuz Atay

Arkadaşı Selim Işık’ın intihar ettiğini öğrenen Turgut Özben, arkadaşının geçmişini araştırarak onu tanımaya çalışır. Selim, neyin peşinden gitse, neye tutunmaya çalışsa onun anlamsızlığını fark etmiş, yalnız insandır. Turgut ise görünüşte toplumsal ritmi tutturmuş, kendini tutunan sayan bir kişiliktir. Oysa her şey pamuk ipliğine bağlıdır.

Oğuz Atay bir röportajda şöyle der: “Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm. Kapalı dünyalar içinde yaşayan yazarların bile bu cümleye hemen isyan edeceğini, “Peki herkes ne yapıyor?” diye öfkeleneceğini bildiğim halde bu basit gerçeği söylemekten kendimi alamıyorum.”

Tutunamayanları okuduktan sonra iki şey aklınıza asılı kalır: “Beceriksiz ve korkak bir hayvandır. İnsan boyunda olanları bile vardır. İlk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer” diye tarif edilen “disconnectus erectus” ve Turgut’un iç sesi, hayali arkadaşı Olric. en sevdiğim kitaplar

En Sevdiğim Kitaplar

Don Kişot * Miguel de Cervantes Saavedra

1605 yılında yayınlanan Don Kişot, roman formuna şekil vermiş eser olarak kabul ediliyor ve bu formdaki mükemmeliyeti yüzyıllardır geçilememiş durumda. Bu yapıtın insan hallerinin hepsini içerdiği söylene gelir; imkansızı, hayalperestçe görüneni oldurma çabası. Kahramanın delilikle deha arasındaki bu savaşımı insanlığı derinden kavrayan tüm yaratma eylemlerinin özünü oluşturuyor. Yaşlı bir adamın zihinsel bir uyanışla, benliğindeki öteki beni ortaya çıkarması, yılmaz bir savaşçıya dönüşmesi. Cervantes’in dehası işte tam da burada yatıyor; insana dair olanı ele geçirivermesi. Yel değirmeni baş edilmesi imkansız görünen gücün simgesi olmakla beraber İspanyol topraklarından fışkıran ele avuca sığmaz anarşist ruhu da simgeliyor. William Faulkner “tıpkı bazı insanların İncil’i okuduğu gibi” yılda bir kez bu eseri okuduğunu söylemiş, bir nedeni olmalı! en sevdiğim kitaplar

 

Yorum Yapın