Çocuklarıma Anlattığım Öyküler II

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler II

Çocuklarım küçükken bazen masal kitapları okumaktan sıkılır kendi yarattığım öyküleri anlatırdım. Nedense çocuklarda çok sevdiler bu öyküleri, küçük bir kız olan Aslı’nın başından geçenleri. Bazı geceler üçümüz birlikte yatar, ışığı kapatır, yorganın altından gözlerimi tavana diker başlardım anlatmaya. Nereden gelirdi bu kadar çok şey aklıma bilmiyorum. Şimdilerde birer ergenler ve hala anneleri öyküler yaratsın diye beklemedeler. Çocuklarıma Anlattığım Öyküler II’de Gizemli Kuklalar var.

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler II

Gizemli Kuklalar

Aslı bu bayram çok mutluydu, Ankara’ya Pakize Teyze’yi görmeye gidiyorlardı. Pakize Teyze pamuk gibi beyaz saçları, çiçekli elbiseleri ve her zaman gülen yüzüyle tüm çocukların sevgilisiydi. Aslı, Pakize Teyze’nin evine ilk kez gidiyordu ve çok merak ediyordu.

Yol boyunca babasına “Ne zaman varacağız baba?” diye defalarca sordu. Yol bir türlü bitmek bilmiyordu, bu yollar ne kadar da uzundu! Hava kararmaya başlayınca babası “İşte geldik” dedi, “Beş dakikaya Pakize Teyze’nin evindeyiz”.

Aslı’yı tarifsiz bir heyecan kapladı, içi içine sığmıyor bir an önce Pakize Teyze’nin kucağına atılmak istiyordu. Sonunda beyaz boyalı iki katlı ahşap bir evin önünde durdular. Korna sesiyle Pakize Teyze kapının önünde belirdi, hoş geldiniz diyerek arabaya doğru yöneldi. Arabadan deli gibi fırlayan Aslı Pakize Teyze’nin kucağına atıldı, neredeyse yaşlı kadını devirecekti.

Hep birlikte içeri girdiler, her yer ne kadarda güzeldi. Beyaz renkli duvarlı evin içinde rengârenk koltuklar perdeler ne kadarda hoş duruyordu. Aslı hayranı olduğu Pakize Teyze’nin evine de hayran kalmıştı ne olurdu Aslı’nın da evi böyle olsaydı.

Akşam yemeğini şölene dönüştüren Pakize Teyze, sohbetiyle de herkesin kalbini fethetti. Koca akşam bir çırpıda geçi verdi. Uykusu gelen Aslı hadi yatalım anne diyerek annesine sokuldu, tam gözleri kapanacaktı ki Pakize Teyze elini tutup onu küçük ama sevimli bir odaya götürdü. Pembe örtülü, üzerinde kuklalar dolu bir yatak onu bekliyordu. Aslı pijamalarını giyerken Pakize Teyze’de yatağı hazırladı. Aslı yastığa başını koyar koymaz derin bir uykuya daldı.

Aslı uykusundan fısıltılarla uyandı, birileri sessizce konuşuyordu. Tiz bir ses bu küçük kızında sonu bizim gibi olacak diyordu, bir kuklaya dönüşecek ve buraya hapis olacak. “Onu uyarsak bizi de kurtarsa” dedi başka bir ses ağlamaklı, annemi istiyorum çok özledim. Aslı korkarak başını yorgandan dışarı uzattı, beş kukla yatağın ucuna oturmuş konuşuyorlardı. Mavi gömlekli kukla, Aslı’yı fark edip fırladı yataktan, kaçın kaçın diye bağırdı.

Kırmızı kurdeleli kukla “Durun” dedi, “Durun konuşmalıyız, kaçmanın kimseye bir faydası yok!”. Aslı’nın gözleri fal taşı gibi açılmış kuklalara bakıyordu, kuklalar konuşur muydu? Kafası karışmıştı. “Dinliyorum” dedi Aslı kendini toplayıp, “Niye bu kadar üzgünsünüz?” Bir süre bakıştılar, kuklalar söze nereden başlayacaklarını bilemediler. En sonunda kırmızı kurdeleli kukla “Biz, biz aslında birer insanız, buraya hapsolduk. Kurtulmak ailelerimizin yanına gitmek istiyoruz. Sen bize yardım eder misin?” Aslı nasıl olurda Pakize Teyze çocukları birer kuklaya dönüştürürdü, anlamıyordu. Bu kadar iyi kalpli bir kadın nasıl olurda bunu yapardı? Pakize Teyze kötü kalpli bir cadı mıydı? Bu çocuklara yazık değil miydi? Yoksa onu da mı bir kuklaya çevirecekti? Aslı’nın aklına yüzlerce kötü şey geliyor, ama bir türlü kalbi Pakize Teyze’nin kötü olacağına inanmak istemiyordu. Bu bir rüya mıydı? Gözlerini ovuşturdu, elini çimdikledi, kuklalar hala karşısında duruyordu.

Aslı yatağından aşağı indi, halının üzerine oturdu, “Bana her şeyi anlatır mısınız?” Mavi gömlekli kukla “birazdan hava aydınlanacak ve sen bizim sesimizi duyamayacaksın” dedi. Tam da bu sırada koridorda ayak sesleri duyuldu, birileri uyanmıştı bile. Biraz beklediler odaya gelen giden olmadı, lakin gün ışığı yavaş yavaş pencereden içeri süzülmeye başlamıştı. Akşama kadar beklemek zor olacak diye düşündü Aslı, hemen giyinmeli ve araştırma yapmalıydı, kuklalara yardım etmek zorundaydı.

Alelacele giyinen Aslı önce odada bir araştırma yapmaya karar verdi. Kitaplığı, çekmeceleri karıştırdı ortada kayda değer hiçbir şey yoktu. Salondaki eski ve garip dolap geldi aklına, onun içinde bir şeyler olabilir miydi? Sessizce salona süzüldü, etrafı kontrol etti. Pakize Teyze mutfakta bir şeyler yapıyordu, kahvaltı hazırlıyordur diye düşündü. Yavaşça dolaba yöneldi önce çekmeceleri sonra üç kapaklı bölüme baktı, resimler ve eski el işlemelerinden başka bir şey yoktu. Birden kapısı yarı aralık karanlık bir oda dikkatini çekti, sessiz adımlarla oda kapısına yaklaştı, başını uzattı. Eski eşyalarla dolu, kasvetli bir odaydı, evin diğer yerlerinden çok farklıydı, sanki bu eve ait değildi. Pakize Teyze’nin elini omzunda hissettiğinde neredeyse korkudan ölecekti. Pakize Teyze gülen yüzüyle “çok merak ettin değil mi, bu oda evin kalan kısmından niye farklı diye” dedi. Aslı’yı elinden tutup içeri soktu, perdeleri açtı. Kumaşı iyice yıpranmış büyük bir koltuğa oturdu. “Şu resmi görüyor musun, o benim ölen eşim Rasim Bey, onu kaybedeli tam beş yıl oldu”. Resimdeki adam sert bakışları ile çok gizemli görünüyordu, Aslı’nın yüreğini bir korku kapladı, bu korkuyla resme kilitlendi.

Annesinin sesiyle kendine geldi Aslı, “Kahvaltı hazır hadi kalk bakalım bugün çok işimiz var.” Gezecekleri yerlerin cazibesiyle kuklalar Aslı’nın aklından uçup gitti. Kahvaltı biter bitmez dışarı çıktılar önce Anıtkabir’e Ata’yı ziyarette ardından da Ankara Kalesi’ne gideceklerdi. Aslı gittiği her yerde yeni şeyler öğreniyor, Pakize Teyze’nin her şeyi biliyor olması onu hayrete düşürüyordu. Aslı tüm gün çok eğlenmiş, günün yorgunluğuyla eve dönerken arabada uyuya kalmıştı. Rüyasında kuklaları gördü, korkuyla gözlerini açtı. Eve varmalarına az kalmıştı hemen odaya çıkıp bir şeyler bulmaya çalışmalıydı!

Yatağın altı, giysi dolabı her yere baktı kuklalarla bağlantı kurabileceği hiçbir şey bulamadı. Yemek yerken hep kuklaları düşündü, birde Pakize Teyze’nin ölen eşini ne kadar korkunç bir adam olduğunu. Yemekten sonra kuklalardan birini alıp bir köşeye sindi, kuklaları kurtarmak için bir plan yapmalıydı. Düşünüyor düşünüyor bir çıkış yolu bulamıyordu, kuklaları Pakize Teyze’den istese ayıp olur muydu?

“Çok mu sevdin?” sorusuyla karanlık düşüncelerden sıyrılan Aslı, anlamsız gözlerle Pakize Teyze’ye baktı. Birkaç saniye geçtikten sonra “Evet, evet çok sevdim” dedi. Pakize Teyze, Aslı’nın yanına oturarak kuklaların hikâyesini anlatmaya başladı. Rasim’le bir çocuğumuz olmadı, yıllarca uğraştık ama bir sonuç alamadık. Duruma çok üzüldüğümü bilen Rasim bir iş seyahati dönüşü bir kukla ile geldi, o günden sonra her iş seyahatinden bir kukla getirmeye başladı. Hiç sevemeyeceğim çocuklarımın yerine koyduğum bu kuklalar bana can yoldaşı oldu bütün dertlerimi sevinçlerimi onlara anlattım, saçma ama bir gün dile gelirler diye çok bekledim. İşte böyle küçüğüm diyerek Aslı’nın yanından kalktı. Aslı sanki her şeyi anlamıştı, hemen odaya gidip kuklalarla konuşmalıydı. Herkesin yatmasını nasıl bekleyecekti, gözü saate takıldı neredeyse 11.00 oluyordu.

Tüm ışıklar kapanınca kuklalara seslendi “Konuşabilir miyiz? Bana hikâyenizi anlatabilir misiniz, size yardım edebilirim belki”. Sarı şapkalı kukla: “Evden annemin sözünü dinlemeyip kaçmıştım, sokaklarda yatarken Rasim canavarı beni yakaladı ve kuklaya dönüştürdü”. Diğerlerinin hikâyeleri de hemen hemen aynı idi. Pakize Teyze’nin doktor eşi Rasim Bey sokaklara düşen çocukları topluyor onları birer kuklaya çeviriyordu. Bir canavar mı yoksa bir kurtarıcı mı anlamak mümkün değildi, galiba sadece eşini mutlu etmeye çalışıyordu. Kendi yetiştirme yurdunda büyüyen Rasim Bey belki de çocukları korumaya çalışıyordu, kim bilir!

Aslı bütün gece tüm bunları Pakize Teyze’ye nasıl anlatacağını düşündü, onu üzmeden bu işi nasıl çözebilirdi? Sabah gözlerini açtığında kuklaları yerinde göremedi, kalbi küt küt çarpmaya başladı. Nereye gitmişlerdi? Hızla odadan çıktı, “Günaydın” dedi annesi, “İyi misin, yüzün çok solgun gözüküyor”. Aslı bir şey demeden mutfağa doğru yürüdü, sanki bir şey onu oraya sürüklüyordu. Mutfakta kimseler yoktu, korku bütün bedenini kaplamıştı. Aslı sanki ecel terleri döküyordu, vücudu tir tir titriyor kendini koca bir boşluktaymış gibi hissediyordu. Sanki soğuk bir el yüzünde dolaşıyor, onu ölümün kıyısına doğru çekiyordu. Fısıltılarda kafasında büyüyor, anlamsız uğultular vücudunun daha fazla titremesine neden oluyordu.

Aslı derinden gelen bir sesle irkildi, korkuyla gözlerini açtı, annesi ve Pakize Teyze endişeyle ona bakıyorlardı. Anlamsızca etrafına bakındı, kuklalar tam karşısında duruyordu. Birden gözleri parladı, her şey bir rüyaydı!

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler I Deniz Fenerindeki Sır.

Yorum Yapın