Çocuklarıma Anlattığım Öyküler I

Deniz Fenerindeki Sır

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler

Çocuklarım küçükken bazen masal kitapları okumaktan sıkılır kendi yarattığım öyküleri anlatırdım. Nedense çocuklarda çok sevdiler bu öyküleri, küçük bir kız olan Aslı’nın başından geçenleri. Bazı geceler üçümüz birlikte yatar, ışığı kapatır, yorganın altından gözlerimi tavana diker başlardım anlatmaya. Nereden gelirdi bu kadar çok şey aklıma bilmiyorum. Şimdilerde birer ergenler ve hala anneleri öyküler yaratsın diye beklemedeler. Çocuklarıma Anlattığım Öyküler I’de Deniz Fenerindeki Sır var.

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler

Deniz Fenerindeki Sır

Sabah erkenden kalkıp yola koyulmuşlardı, Aslı ve ailesi bu yıl yaz tatilini Bozcaada’da geçireceklerdi. Koskoca bir haftalık tatil onları bekliyordu hem de geziye kuzeni Ömer ile birlikte gidiyorlardı, Aslı çok heyecanlıydı. Bu yaz tatili çok eğlenceli olacaktı, çok!

Geyikli’ ye varmaları birkaç saat sürdü. Geyikli’ den Bozcaada’ya gitmek için feribota bindiler. Güneş masmavi denizin üzerinde dans ediyor, hafif bir esinti günün sıcağını kucaklayıp götürüyordu. Aslı ve Ömer feribotun içinde dolanıp durdular adayla ilgili bir yığın tahminde bulundular. Ada’ya yaklaşmaya başladıklarında adanın bozkır görüntüsü onları çok şaşırttı. Feribot iskeleye yaklaştı, ada keşfedilmek için onları bekliyordu.

İskeleden çıkıp adanın içine doğru ilerledikçe Bozcaada’nın ufacık tefecik yapısından beklenmeyecek kadar sürprizlerle dolu olduğu hissediliyordu. İnsanı sarıveren kekik kokusu, uçsuz bucaksız bağları, kendine özgün bağ evleri ve parıltısı uzaktan bile göz alan denizi.

Konaklayacakları pansiyon eski bir bağ eviydi, girişindeki deniz feneri Aslı ve Ömer’in çok hoşuna gitti. Fenerin üzerinde Polente Feneri yazıyordu, adanın batı burnunda yer alan fenerin küçük bir kopyasıydı. “Mutlaka gidip görmeliyiz” dedi Aslı merakla babasının kolundan çekiştirerek. “Tamam, tamam, yarın gideriz “dedi babası gülümseyerek.

Ertesi gün eşsiz kumsalları ve tertemiz denizinde eğlenerek günü geçirdiler, akşamüstü Bozcaada’nın deniz feneri tutkunlarına en büyük armağanı Polente Feneri’ne doğru ilerlemeye başladılar. Fenere giderken elektrik üretimi gerçekleştirilen dev rüzgâr pervaneleri, Aslı ve Ömer’i hayrete düşürmüş, büyüklükleri içlerinde bir korku uyandırmıştı. Rüzgârgülleri az ileride bulunan Polente Feneri’nin naif ve sakin görüntüsüyle zıtlık oluşturuyor, bu görüntü insanı büyülüyordu. Polente fenerine geldiklerinde fenerin neredeyse yıkılacak durumda olması çocukları üzdü, yılların yorgunluğuna dayanamamış bakımsızlıktan yok olmaya yüz tutmuştu.

Fenerin etrafında dolaşırken aşağıyı işaret ederek hararetle konuşan iki adamın konuşması dikkatlerini çekti. Fener dik kayalıkların üzerine kuruluydu, uçurumun aşağısında ise bomboş bir kumsaldan başka bir şey yoktu. Neyi işaret ediyor olabilirlerdi? Genç ve iri yapılı adam çocukların kendilerine baktığını fark edip sert bir bakış fırlattı ve diğer adamı kolundan çekip uzaklaştı. Hava yavaş yavaş kararmaya başlamış, zaten az olan ziyaretçi sayısı daha da azalmıştı. Geldikleri patikadan geri dönmeye başladılar, rüzgârgüllerine yaklaştıklarında artık iyice yorulmuşlardı.

Bozcaada’ya özgün yiyeceklerle donatılmış bir akşam yemeğinden sonra adanın kendisinden daha büyükmüş gibi görünen kalesini gezmeye gittiler. Kale’nin saat sekizde kapandığını öğrenince büyük hayal kırıklığına uğradılar. “Hiç olmazsa resim çekilelim” dedi Ömer. Aslı ve Ömer oradan oraya koşuşturuyor kalenin farklı yerlerinde birbirlerinin fotoğraflarını çekiyorlardı. Birden “sus” dedi Aslı, uğultu şeklinde derinden gelen sese kulak verdi, birileri ağlıyordu sanki. Pür dikkat kesildiler, ses gittikçe uzaklaşıyordu. Ses kalenin içinden geliyordu, kale kapalıyken kim olabilirdi içeride? Aslı babasına el sallayarak çağırdı, duydukları sesten bahsetti heyecanla. Babası kulak kabartı ama bir şey duyulmuyordu, size öyle geldi herhalde diyerek uzaklaştı. Sahilde dondurma keyfinden sonra pansiyona döndüler.

Ertesi sabah adanın rengârenk çiçeklerle bezenmiş dar sokaklarından yürüyerek sahile kahvaltıya gittiler. Yolun üzerinde gazete almak için durdukları büfenin önünde insanlar fenerde ölü bulunan çocuktan bahsediyorlardı. Bir grup sabah gün doğuşunu seyretmek için fenere gitmiş ve çocuğu bulmuştu. Çocuk adadan değildi bir yabancıydı. Doğma büyüme Bozcaadalı olan büfe sahibi şaşkındı, ilk defa böyle bir şey oluyordu adada. Kahvaltı ettikleri lokantada da insanlar bu olayı konuşuyor, özel bir ekibin İstanbul’dan geldiğinden bahsediyorlardı.

“Bahse girerim fenerde gördüğümüz adamların bu işle bir ilgisi var” dedi Ömer, Aslı’ya doğru eğilerek. Gün içinde sürekli bu konu üzerine konuşup durdular, gece bir çocuk oraya nasıl gidebilirdi, karanlıkta toprak patikadan yürümek mümkün değildi. Üstelik oraya gidebilmek için enerji santralinin güvenliğinden geçmek gerekiyordu.

Akşamüstü kale kapanmadan kaleyi ziyarete gittiler, kalenin ihtişamı çocukları büyülemişti. Her yeri incelemek ve fotoğraflamak istiyorlardı. Dışarı açılan küçük bir mazgalın önünde resim çekilirken duvarda kan izi fark ettiler, tamda dün akşam sesleri duydukları yer değil miydi burası? Aslı şaşkınlıkla bağırdı, babasına olanları hızlıca anlattı. Babası kan izine bakarak “Çok eskiye benzemiyor hadi çocuklar polise gidip konuşalım” dedi. İzin fotoğrafını çekerek kalenin yakınındaki karakola gittiler. İstanbul’dan gelen ekipte oradaydı. Gördüklerini bir bir anlattılar, Ömer fenerde gördükleri adamlardan da bahsetti. Komiser “Adamların tarifini vermeniz çok önemli çocuklar” deyip çocukların tariflerinden yola çıkarak adamların resmini çizmeye başladı.

Korku ve heyecan tüm benliklerini sarmış Aslı ve Ömer bir türlü uyuyamamışlardı. Sabah bahçeye indiklerinde komiser onları bekliyordu. Tariflerini verdikleri adamlar insan kaçakçısıydı. Kaçırdıkları çocukları Bozcaada üzerinden yurtdışına çıkarıyorlar, organ nakli için satıyorlardı. Adamlar polislerin sıkı takibi sonucu yakalanmış, suçlarını itiraf etmişlerdi. Deniz fenerini işaret noktası olarak kullanıyorlar, sahile tekne yanaşınca çocukları dar dik bir patikadan indirerek tekneye bindiriyorlardı. Ölü bulunan çocuk İstanbul’da yaşayan Ercan adında bir ilkokul öğrencisiydi. Evden okula gidiyorum diye çıkmış bir daha dönmemişti. O akşam 13 çocuk tekneyle Yunanistan’a doğru yola çıkarılmış, yapılan görüşmeler sonucu Yunan polisi tarafından yakalanmıştı. Şimdi çocukların Türkiye’ye iadesi bekleniyordu. Komiser “Çocuklar her zaman böyle dikkatli olun ve bir dedektif merakıyla aklınızı çalıştırın. Size çok teşekkür ediyoruz” diyerek pansiyondan ayrıldı.

Aslı ve Ömer o gün büyüyünce dedektif olmaya karar verdiler. Her şeyi pür dikkat inceliyorlar, en küçük ayrıntıyı bile kafalarına kazıyorlardı. Bir yaz tatili Bozcaada’nın büyüleyici atmosferinde serüvene dönüşmüştü. Aslı ve Ömer hayatları boyunca unutamayacakları bir anı ile Bozcaada’dan ayrıldılar.

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler II Gizemli Kuklalar.

Yorum Yapın