Çocuklarıma Anlattığım Öyküler III

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler

Çocuklarıma anlattığım öyküler III

Çocuklarım küçükken bazen masal kitapları okumaktan sıkılır kendi yarattığım öyküleri anlatırdım. Nedense çocuklarda çok sevdiler bu öyküleri, küçük bir kız olan Aslı’nın başından geçenleri. Bazı geceler üçümüz birlikte yatar, ışığı kapatır, yorganın altından gözlerimi tavana diker başlardım anlatmaya. Nereden gelirdi bu kadar çok şey aklıma bilmiyorum. Şimdilerde birer ergenler ve hala anneleri öyküler yaratsın diye beklemedeler. Çocuklarıma Anlattığım Öyküler III, Sessiz Küçük Adam’ı anlatıyor!

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler III

Sessiz Küçük Adam

Aslı mutsuz ve üzgündü. Dışarıda yağmur yağıyor, evde tek başına ne yapacağını bilemiyordu. Okuldan geldikten sonra ödev yapmak ona cazip gelmiyordu. Bir arkadaşı olsun, onunla oynasın, gülsün eğlensin tek istediği buydu. Lakin bu eve yeni taşındıkları için henüz arkadaşı yoktu, yalnız olmak ne kadar zordu!

Pencerenin yanına oturmuş, sıkıntıdan çiçeklerin yapraklarını yoluyordu. Karanlık bir anne şefkatiyle yavaş yavaş gökyüzünü kaplıyor, Aslı çaresizce annesinin işten gelmesini bekliyordu. Aklına birden yaşlı ev sahibinin söyledikleri geldi: “İstersen tavan arasındaki kitapları okuyabilir, oyuncaklarla oynayabilirsin”. Aslı olduğu yerden zıplayarak kalktı, ayakkabılığın çekmecesinden el fenerini kapıp, uçarcasına tavan arasına gitti. Odanın cılız ışığı her yeri tam olarak aydınlatmıyordu, el feneriyle ne var ne yok görmeye çalıştı. Odanın neredeyse tamamı sandıklarla doluydu. “Eski sallanan bir sandalye, yırtık bir abajur, eski bir ayna ne kadar da sıkıcı” diye düşündü. İsteksiz sandıklara bakmaya başladı, ilk sandıkta eski çocuk kıyafetleri vardı. Diğer sandıkta örümcek tutmuş oyuncuklar buldu, kurşun askerler, bir tekerleği kopmuş bir kamyon… Bir kız çocuğunun oynayabileceği hiçbir şey yoktu.

Üçüncü sandık kitapla doluydu. Aslı tek tek kitapları incelemeye başladı, çoğu bildiği okuduğu kitaplardı. Neredeyse tüm kitapları koliden çıkarmıştı ki bir kitap dikkatini çekti, bu bir kitap değil bir günlüktü! Günlüğün başında “Sessiz Küçük Adam” yazıyordu. “Sessiz Küçük Adam” ne kadarda gizemli bir başlıktı! Aslı merakla günlüğe bakmaya başladı, ilk sayfalar resimlerle doluydu bir çocuk için oldukça keskin çizgilere sahip çizimler. Aralarda minicik yazılmış yazılar vardı, ama yazılar zamana yenik düşmüş ve silinmeye yüz tutmuştu. Resimlerden sonra sayfa tam ortalanarak yazılmış bir dize vardı:

Sessiz Küçük Adam

Sessiz sığınaklarda yaşar!

Zilin çalmasıyla Aslı günlüğü kapıp hızla aşağıya indi. “Merhaba anne” deyip yine aynı hızla odasına gitti. Günlüğün tarihi on yıl öncesine aitti, küçük sessiz adam bir yaz günü günlük tutmaya başlamıştı. Annesi, babası işe gidince Sessiz Küçük Adam’da sığınağına gidiyordu. Bu sığınak neredeydi? Aslı çok merak ediyordu. Yarın okuldan geldikten sonra evde bir keşif yapmalıydı! Günlüğün sayfaları parmaklarının arasından uçarcasına kayıp giderken Aslı, Sessiz Küçük Adamın hayatına dahil oluyor, yalnızlığın, sessizliğin karşı konulmaz cazibesi karşısında merakın vücudundaki tüm hücrelere işlediğini hissediyordu.

“Yemek hazır” sesiyle irkildi, günlüğü yastığının altına koyup aşağı indi. Yemekte ev sahipleri hakkında bir şeyler öğrenmeye çalıştı. Yaşlı kadının kızıyla birlikte Şişli’de oturduğundan başka bir şey bilmiyordu kimse. Yemek sonrası derslerini yaptı, malum yarın sınav vardı. Yatmaya gittiğindeyse artık çok geç olmuştu, bütün şehri neredeyse bir ölüm sessizliği sarmıştı. Günlükte aklı kalmıştı, lakin göz kapakları daha fazla açık kalmak istemiyordu. Sıcak ve yumuşak yatağına girer girmez uyku bütün bedenini esir alıverdi.

Gün hiç beklemediği kadar hızla geçti. Evdeydi ve Sessiz Küçük Adam’ın sığınağını keşfetmeye hazırdı. Sığınağa ulaşmak için bir geçitten bahsediyordu günlük, Aslı evin her yerini dolaştı, geçite benzer bir yer bulamadı. Günlüğü okumaya devam etti, küçük sessiz adam gününün çoğunu bu sığınakta geçiyordu, ama anlaşılan evde kimse bu sığınağı bilmiyordu. Niye hiç arkadaşı yoktu? Niye bir sığınakta saklanıyordu? Bu sığınak neredeydi?

Aslı neredeyse günlüğün yarısını geçmiş ama ne Sessiz Küçük Adam nede sığınak hakkında bir şey keşfedememişti. Evin her yerini araştırmış sığınağa benzer bir şey bulamamıştı, belki de zaman içinde değişen ev dekorasyonları içinde yok olup gitmişti. Bir gün okul dönüşü tavan arasındaki diğer sandıklara bakmaya karar verdi. Sandıklar eski giysiler ve kitaplar ile doluydu, tam sıkılmaya başlamıştı ki sandıkların birinde bir resim albümü buldu. Heyecanla sayfalarını çevirmeye başladı, albümde bir anne, bir baba ve iki kızdan oluşan bir ailenin arkadaşlar, akrabalarla çekilmiş fotoğrafları vardı, bir erkek çocuğuna ilişkin hiçbir iz yoktu.

Hayal kırıklığıyla odasına dönen Aslı, birkaç sayfa atlayarak günlüğü okumaya başladı. Küçük Sessiz Adam meyve ağaçlarından bahsediyordu, camdan uzanıp meyve toplamaya çalışmasından, son anda nasıl düşmekten kurtulduğundan. Aslı olduğu yerden fırlayarak cama gitti, perdeyi açtı, dışarı bakındı. Meyve ağaçlarını gören üç oda vardı, mutfak, anne-babasının yatak odası ve kendi odası. Mutfak olamayacağına göre iki seçenek kalıyordu geriye. Hızla yatak odasına gidip etrafa baktı, sığınak olabilecek bir yer yoktu. Odasına geri döndü, beyni çatlayacak gibiydi o sığınak bu odadaydı. Günlerdir kafasını kurcalayan sorunun cevabını mutlaka bulmalıydı. Bir dedektif gibi ipuçlarını değerlendirmeye koyuldu. Sessiz Küçük Adamın sığınağı dışarı görüyordu, odasındaysa tek bir pencere vardı. Geçmişin izlerini taşıyan kalın taş duvarlı evin camları da büyük, tavana kadardı. Aslı camın içine oturup düşünmeye devam etti. Geçit olarak bahsettiği yer, dar uzun odanın eşyalardan arta kalan koridoru olmalıydı ancak bir insanın hareket edebileceği bir alan vardı. Camın içi geniş ve rahatça oturulabilecek durumdaydı. Aslı çığlık atarak, kalın perdeleri çekti. Camın içinde kalmıştı. Küçük Sessiz Adam’ın sığınağı tamda burasıydı!

Aslı keşfetmenin verdiği mutlulukla bir süre ne yapacağını bilemedi. Aşağı inip bir minder ve yastık buldu. Bunları camın içine koyarak düzenledi. Günlüğü yanına alarak perdeleri tekrar çekti ve heyecandan titreyen elleri ile okumaya devam etti.

Küçük Sessiz Adam ailesi ile gittiği bir yemekten bahsediyordu. Ev sahibini ve yemeklerini çok beğenmiş anlattığı masallarla kendini süper kahramanların ülkesinde gibi hissetmişti. Hayal kurmak onun için soğuk bir kış günü sıcak bir battaniyeye sarılmak gibiydi. Büyüyünce ünlü bir yazar olmak, kurmaca bir dünyanın şok eden gerçeklerini kaleme almak istiyordu.

Ev sahibi mavi bir pelerin hediye etmişti, Küçük Sessiz Adam mutluluğunu tarif edemiyordu. En çok istediği şeylerden birine sahip olmuştu, mavi bir pelerin. Bir pelerinle bir erkek çocuğunun ne işi olur diye düşündü Aslı, tuhaf değil miydi? Camdan annesinin geldiğini gördü, mutlaka keşfini ona anlatmalıydı. Bir peri gibi süzülüp aşağıya indi, annesinin elinde sıkıca tutup onu odasına sürükledi ve keşfini ona sanki yeni bir kıta keşfetmiş gibi anlattı.

Yemekten sonra televizyonun karşısında günlüğün okumadığı sayfalarını karıştırmaya başladı. Günlüğün sonlarına doğru birkaç çocuk resmi çizilmişti, mavi pelerinli bir çocuk. En altına elveda güzel günler yazılmış sayfayı izleyen birkaç boş sayfadan sonra günlük bitiyordu. Aslı iyice meraklanmıştı, Sessiz Küçük Adam’ın akıbetini çok merak ediyordu. Sanki buharlaşıp kaybolmuştu. Sessiz Küçük Adam ile ilgili ne bir iz ne bir resim vardı.

Ertesi gün babasının “Yarın ev sahibimiz gelecek, çatıdan alması gereken bir eşya varmış” sözleriyle gözleri parladı. Belki onlardan bir şeyler öğrenebilirdi! Gün geçmek bilmedi, Aslı sabırsızlıkla misafirlerinin gelmesini bekledi. Akşam kapı çaldığında bütün heyecanı ile kapıyı açtı, bembeyaz saçlı, sevimli yüzüyle yaşlı ev sahibi kapıda ona bakıyordu. Hoş geldiniz bile demeden ışık hızında odasına çıktı günlüğü kaparak salona geri döndü. Bu akşam bütün sorular cevabını bulmalıydı.

Günlüğü görünce yaşlı kadının gözleri yaşardı, kaçmaya, unutmaya çalıştığı hüzün onu tekrar ele geçirmişti. Küçük Refik onu bırakıp gideli yıllar olmuştu, ne kadar unutmaya çalışsa da narin ip incecik vücudu, simsiyah mahzun bakışlarıyla küçük oğlu gözünün önünden hiç gitmemişti.

Refik hastalıklı doğmuş, tüm uğraşlarına rağmen bir türlü tedavilere cevap vermemişti. Son zamanlarında iyice bitkin düşen Sessiz Küçük Adam yatırıldığı hastanede bir sonbahar sabahı hayatla yollarını ayırmıştı. Bu acıya dayanamayan babası evdeki tüm resimlerini yok etmiş lakin bu acılarını dindirmeye yetmemişti. Refik’ten çok kısa süre sonra babası da hayatla bağlarını koparmıştı. Aslı ne diyeceğini ne düşüneceğini bilemedi, içini garip bir hüzün kapladı. Günler günler geçti, o sessiz küçük arkadaşını düşünmekten hiç vazgeçmedi. Çocuklarıma Anlattığım Öyküler III

Deniz Fenerindeki Sır, Gizemli Kuklalar

Çocuklarıma Anlattığım Öyküler III

Yorum Yapın